--°C --
Son Dakika
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
Sonunu Gördün Mü?

Vaktiyle, uzun yıllar önce, oruç tutmayı hiç sevmeyen ve “Neden böyle bütün gün aç kalınır, pek buna anlam veremedim.” diyen muhterem Ahmet Mithat amcayı hatırlarım. O yıllarda, onun böyle oruç hakkında söylediklerini duyanlar, “Yahu bu Ahmet Mithat amca da iyi hoş da, ileri geri, toplumsal değerlerimize uymayan şeyler söylüyor yahu.” diye, arkasından pek çok laf söylendiğini, dahası yüzüne karşı da olmadık laflar dendiğini az biraz duymuşluğum vardı. Oysa çocuk kalbimde, “Bu Ahmet Mithat amca da çok şeker bir insan ama niye ki yine böyle ahaliyle ters düşecek şeyleri deyip koymakta?” diye düşünür, olup bitenleri anlamazdım.

Niceden sonra, Ahmet Mithat amca hayata gözlerini yummadan önce, gidip yanında oturmak ve ona geçmiş olsun deme şansım olduğu için de mutluydum. O kadar ağır hastaydı ki, oturduğu koltukta zordan kendi bedenini taşıyordu. Bir ara hanımı usulca yanına yaklaşıp, “Sen artık kalk, yatağına uzan, vakit geç oldu.” demeye getirdi ama Ahmet Mithat amca, ertesi gün öleceğini bilmeden, misafire saygısından, bizi yolcu etmeden uyumaya gitmeyeceğini söyledi hanımına usulca.

Ölmeden önceki o son gecede, oruç tutmasının vücuduna verdiği müthiş zindelikten bahsetmesine müthiş şaşırdım, çünkü tamamen karşıydı çocukluğumda bu işlere. Birkaç saat sonra öleceğini bilmeden, misafire saygına helal olsun be!

Bir de gözleri tam görmeyen Şengül teyze vardı. Ona yemek hazırlarken, çatal, kaşık, bıçağı usulünce düzenler ve en güzel peçeteyi koyardım. Oysa Şengül teyzenin gözleri görmüyordu tam; koyduklarımı eliyle yer ve yemekten sonra ağzını koluyla silerdi. Ama ben yine de gözleri görmese bile Şengül teyze için, hani günümüzdeki tabiriyle, krallara layık sofra hazırlamaktan asla vazgeçmedim. Çünkü onun gözleri kör olsa bile, ben görüyorum misafirime ikram ettiklerimi.

Bir gün Muhsin amca, arabayla bizi okula bırakacakken servisi kaçırmış ve durakta bekleyen diğer birkaç öğrencinin kendini yola atacak gibi otostop çektiğini görünce, arabayı hemen sağa çekip, “Atlayın kızlar arkaya.” dedi durakta bekleyenlere. Gençler arabaya atladılar atlamasına ama hemen veryansın ettiler: “Yahu Muhsin amca, biz kız değiliz. Sen uzun saçlarımıza bakıp bize ‘atlayın kızlar’ dedin ama sakallarımıza baksana ya, ayıp ediyorsun ama!” demeye getirdiler.

Neyse efendim, bizim bu Muhsin amca, böyle kendince tipini kılıksız olarak gördüğü, uzun saçlı mı dersiniz, dövmeli, hızmalı mı dersiniz, işte kendine az garip gelen kim varsa bir lakaplar takar, sözüm ona milletle kafa bulurdu. Bir gün, çok acı bir tablonun olduğu trafik kazasında Muhsin amcanın da oldukça kötü halde olduğunu duyunca, onca yılın hatırına, bizi defalarca okula bırakmak için gönüllü servisliğimizi yapan Muhsin amcaya son vefa görevimizi yapalım diye can siperane gittik acil servise.

Muhsin amcayı bir sedyeden diğerine taşıyan, uzun saçlı, uzun sakallı, kolları dövmeli doktoru gören Muhsin amca ağlıyor, hıçkıra hıçkıra… Kendisiyle göz göze geldik ve gözlerimizi yere indiren o sözler döküldü dudaklarından: “Yahu yıllarca, bunların da saçı sakalı birbirine karışmış, ipsiz sapsız, it kopuk takımı tipler dedim. Şu güzel doktora bak hele… Ölmeden birkaç dakika önce, onca laf ettiğim, dövmeli, uzun saçlı sakallı insanlardan biri, doktorum olarak denk gelsin de! Beni bir sedyeden diğerine atsın ha! O kurban olduğum dövmeli kolları, arkasına kuyruk yaptığı upuzun saçlarıyla…”

Bir de aklıma geldi; çok hanımefendi aile hekimi bir doktor hanımın, aileden gelen geleneksel başörtüsünü bir gün çıkarıp, saçlarını sarıya boyadığını görmüştü bizim oradakiler. Olabilir. İnsanların her seçimine saygı duymak, insan olmamızın birinci ve belki de önemli şartı… Ama hani bizim toplumda, önce kapalı olup, sonra saçını açtığı için, “Ulan, saçını da civciv sarısına boyamış ha!” diye ahkâm kesenler var… İnanın, onlardan şu yaşlı teyzeye şunu demek geldi içimden pek çok kez: “Teyzecim, doktor hanım eşarbını çıkarıp saçını sarıya boyamış da, şu senin elinden tuttuğun dünya güzeli kız torunun nasıl olacak acaba büyüyünce?” diye…

Beğenmediklerimiz, alay ettiklerimiz, aşağılayıp ötekileştirdiklerimiz varsa, bir gün kendimizin ya da bizim hayatımızdan değerli olan birilerinin de aynı durumda, aynı şekilde olabileceği ihtimalini cebimizde tutmakta fayda var. Gün olur, devran döner mi? Muhtemelen, belki de… Yani atalarımızın dediği gibi, büyük lokma yiyip büyük laf konuşmamakta fayda olsa gerek…

Yani biz bugün böyleyiz de! Kendi sonumuzu gördük mü? “Kızı olan kötü kadına, oğlu olan p…… gülmesin” ve “Ayıpladığını yaşamadan ölmezmiş insan,” derdi eskiler… Hikâyemiz bitmediyse, bugün ölmediysek, lütfen öteki cenahten gördüklerimizi yaftalamayalım. Çünkü kalbimizin elektrik bağlantılarında ille de trafoların patlamasına gerek yok, ufak bir elektrik kesintisiyle bile, bugün burada bu satırlarda ve yarın belki de musalla taşında, “ruhuna El Fatiha” denen biri, biz de olabiliriz…

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(6 Yorum)
Yorumları sırala
Fatma
Fatma 20 Sep 2026, 22:33

Büyüklerimiz derdiki , insan oğlu yaşarken neyi ayıplar kınarsa başına gelip yaşamadan ölmezmiş, onun için herkes kendi işine bakmalı...🌹🌹🌹

Fatma
Fatma 20 Sep 2026, 22:33

Büyüklerimiz derdiki , insan oğlu yaşarken neyi ayıplar kınarsa başına gelip yaşamadan ölmezmiş, onun için herkes kendi işine bakmalı...🌹🌹🌹

Batuhan
Batuhan 24 Sep 2026, 09:02

Hayat gerçekten de neyin, ne zaman, kimin başına geleceğini bilemediğimiz uzun bir yol. Bu yüzden insanları görünüşleri, tercihleri veya farklılıkları üzerinden yargılamak yerine biraz daha anlayışlı ve merhametli olabilmek gerek. Çok güzel anlatmışsınız; özellikle “kendi sonumuzu gördük mü?” sorusu insanın kendine dönüp düşünmesini sağlıyor. Kaleminize sağlık.

Batuhan
Batuhan 24 Sep 2026, 09:02

Hayat gerçekten de neyin, ne zaman, kimin başına geleceğini bilemediğimiz uzun bir yol. Bu yüzden insanları görünüşleri, tercihleri veya farklılıkları üzerinden yargılamak yerine biraz daha anlayışlı ve merhametli olabilmek gerek. Çok güzel anlatmışsınız; özellikle “kendi sonumuzu gördük mü?” sorusu insanın kendine dönüp düşünmesini sağlıyor. Kaleminize sağlık.

Yağız
Yağız 24 Sep 2026, 09:05

İnsanın en büyük imtihanı, bugün eleştirdiği şeyin yarın kendi hayatında karşısına çıkabileceğini unutması. Kınadığımız şeyi yaşamadan ölmüyoruz.

Yağız
Yağız 24 Sep 2026, 09:05

İnsanın en büyük imtihanı, bugün eleştirdiği şeyin yarın kendi hayatında karşısına çıkabileceğini unutması. Kınadığımız şeyi yaşamadan ölmüyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Dersimiz Ekonomi

18.10.2026 - 18:58


Azrail İle Dans

12.10.2026 - 10:47


Almadan Vermek

29.09.2026 - 00:02


Hey Müthiş Co…

07.09.2026 - 22:08


Tesadüfler Tesadüf mü?

17.08.2026 - 23:53


Bilinmeyen Ötekiler

03.08.2026 - 23:07


Yeni Parti

25.07.2026 - 21:37


Komik mi? ve Diploma

06.07.2026 - 00:13


Siyasi Sağduyu

02.06.2026 - 19:30


2041 Yılında Türkiye

25.05.2026 - 16:52


Değişim ve Değişmek

19.05.2026 - 08:03


Hiç Kimseden Vazgeçme…

11.05.2026 - 10:44


Başarıya Giden Yollar…

04.05.2026 - 08:17


Üslub

05.04.2026 - 16:39


Olmayınca Olmuyor Mu?

15.03.2026 - 22:24


Kod Adı: Meryem

08.03.2026 - 22:59


Oturduğum Yerden...

23.01.2026 - 10:33


Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !