Üsküdar’da Siyasi Gerilim
Üsküdar’da Siyasi Gerilim
20:05İyiliği Kadraja Taşımak
İyiliği Kadraja Taşımak
11:47Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık...
Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık Yapılan 7...
21:58Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın id...
Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın idrak edilec...
O gün evde bir koşuşturmaca vardı; yine bir şeyleri yetiştirmeye çalışırken telefon çaldı. Çok beyefendi bir akrabam Ankara’daymış, kısacık ziyaret edeceğini söyledi. Çok sevindim çünkü on numara beş yıldız bir insanlığı vardır. Ha bir de kendisi Türk filmlerinden fırlamış gibidir; çok jöndür. Hani, tabiri caizse Kadir İnanır’ın dublörü… Biliyorum, belki çok komik bulacaksınız ama sırf bu akrabamın sigorta edilesi, karizmatik bıyıklarından dolayı o yıllarda onun gibi bıyıklı insanlara hürmetim bile vardı. Ah, bu şekilciliğimiz… Oysa keramet bıyıkta değilmiş; bunu yıllar sonra anlayacaktım…
Hani bazı insanların duruşu, konuşması ve karşısındakine duyduğu ölçülü saygısı, ama bir o kadar da insanlığıyla sizi kendilerine hayran bırakır ya, işte Zeytin Teyze’nin oğlu da böyleydi benim için… Birer ince belli çay bardağımızdan çayımızı yudumlarken, iki lafın belini kıralım dedik ama bayağı üzgündü… Az önce bir başka tanıdığımızı makamında ziyaret etmiş. Bu ortak tanıdığımız kişi, yanına destursuz varamayacağımız türden, sözüm ona kalbur üstü, böyle üç beş sekreterinden birinden randevu almanız gereken, büyük büyük adamlardan biri. Bizim bu büyük zat-ı muhterem, şakacı şakacı konuşmaya başlamış… Bir tane, bir tane daha şaka yaptım derken, şaka üstüne şaka! Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık türünden; şakanın bini bir para, gırla kıyamet şakalar uçuşuyormuş makam odasında… Ay canım, canım! Bu da ne kadar şakacı değil mi… Mübarek şakacı şirin. İyi ama diyor bizim nöbetçi Kadir İnanır abimiz, “Yani bu şakalaşmanın adına samimiyet de dese, hani bu tür bir samimiyetin ne yeri, ne zamanı; çünkü bilmem kaç yüz bin kilometre öteden gelmişim. Sonuçta evde ayaklarımızı uzatmış tavla oynamıyoruz ya!” diyor… Bulunduğumuz ortama, yani içinde bulunduğumuz kaba da bir bakalım! Herhalde bu kadar suyu, ay pardon, bu kadar şakayı kaldırıyor mu? Bu sebebi ziyaret…
Bir noktadan sonra, bu şakacı zâtı, kendi çalıp kendi oynayan halinde, şakalarıyla yalnız bırakmaktan başka çare kalmıyor herhalde… O yüzden, insanlararası iletişimde, trafikteki gibi kırmızı ışıklarımız olmalı sanırım; bir susmak ve bir karşıdakini dinlemek… Eğer hâlâ oturduğumuz makam koltuğumuzdan şaşırıp keçileri kaçırmadıysak, bir bakıvermek şakanın dozu kaçıyor mu?
Geçen gün laboratuvarda çalışıyoruz, şunu da yapalım, bunu da dediğimiz, öyle genel geçer günlerden biri işte… Oradaki biri, “Ya salak mısın?” türü bir şey söyledi. Pardon, ne dedin sen? Salak mısın demiş! Yooo, hayır, kimse salak değil burada; yalnız burada bir patavatsız var, orası belli… Sonrası mı? Sonrasında millete diyor ki; böyle bir laf ağzından çıkmış ama, “Salak dedim demesine ama, sorun bakalım neden dedim!” İnan canım… Kimse nedenini merak etmiyor. Çünkü sen neysen, dilinde o olur… Hani bir de insanda biraz akıl nizam olur, bir ölçer tartar, bir etrafı kolaçan eder, yani “Ben bu lafı derim demesine de, buradan çıkınca, sonrasında ne olur, ne getirir, ne götürür ağzımdan çıkanlar…” Böyle diyince de “Ayyy canım canım, kalbi çok temizmiş,” yav he ya he! Bizim de çok temiz; çamaşır suyunda beklettik! Ha bu arada, dilin temiz değilse, kimsenin kalbinin ne kadar temiz olduğu detayına bakacak kadar vakti olmuyor be azizim.
Bir arkadaşım anlatmıştı… Boy boy çocuklarından illallah etmiş; iki de bir “Onu yapmayın beyinsizler, bunu yapmayın beyinsizler” lafı ağzına yapışmış, dilinde pelesenk olmuş adeta. Ama kötü bir niyeti yok; çoğunlukla ya yorgunluktan ya da şaka olsun diye söylüyormuş… Bir gün yurtdışında, bir restorana gitmişler horantalarla hep beraber. Bizimkinin diline dolanmış ya bu “beyinsiz” kelimesi… Eh gittikleri yerde de herkes İngilizce konuşuyor ya! Öyle ulu orta, laf olsun diye çocuklara dönüp, “Bu beyinsiz garson da anlamadı yahu siparişleri,” demiş… Garson kız, gözleri dolarak cevap vermiş:
“Abla, sadece sizin şu ufaklığın ne dediğini anlamadım…”
İşte böyle… Ağzımıza yapışan kelimeler de, bir süre sonra niyetimizden bağımsız olarak, deli dana gibi dolaşmaya başlıyor ortalıkta…
Ha bir de öfkesini samimiyet diye pazarlayanlar var. Aslında çok dobra bir insanmış, sayıp döküyor her şeyi; neymiş efendim, dobraymış. Ne söylediğinden çok, nasıl söylediğin kalır karşıdakinde… Ve en çok da hiç gerek var mı senin dobralığına? Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değildi demiş Yunus Emre…
Bir de saygısızlıklarını rahatlık olarak sunanlara ne demeli… Rahatlık ile saygısızlık arasında ince bir çizgi var sanırım. Kardeşim, Allahını seversen burası yol geçen hani, babanın şarap çanağı değil ya! İnsanlararası ilişkilerde zarar etmez, az biraz da tetikte ol; rahatsız ol o zaman. Üslup insanın aynasıdır. Kendimize bir ayna tutalım mı? Bugün yaşarken, gündemdeki dert yanılan kötü gidişata rağmen ben ne yapıyorum? Hayatın neresinde, bir cana bir fayda için bir şeylerin elinden tutuyorum diye günlük bakalım bizim şu amel defterlerine; illa öbür tarafa gitmeyi beklemeden. Sahi, biz günlük olarak ne ekliyoruz bu amel defterimize? Her akşam kendi dükkanımızı kapatırken, bir kasa hesabı alalım mı? Eğer “Bugün de ağzıma sağlık, ne güzel saydırdım ama!” diye kapatıyorsak dükkanı… Allah muhafaza, yarın da dükkâna bir daha uğramayan olmuyor diye söylenip, bir de iflas bayrağını çekmeyelim.
Bir de sürekli insanları gaza getiren, yaşananlara benzin döküp ortalıkta “Ay, bana bir şeyler oluyor, bu da oldu” diye milleti manipüle edenler var; kimsenin aklından şüphe etme! Herkes sorunları biliyor zaten; bana çözüm ile gel arkadaş, çözümün ne? Bugün benim dilim, karşımdakine iyi geliyor mu? Bugün bir yaraya merhem oldum mu? Bugün bir sorunu çözdüm mü?...
Ha bir de herkes her şeyin farkında aslında; üslupları güzel olanların dokuları bu… Çünkü nefret dili, hakaret dili, manipülasyon dili, konuşma ya da düşünme özgürlüğü değildir…
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.