Gülistan Doku Soruşturmasında 18 Gözaltı
Gülistan Doku Soruşturmasında 18 Gözaltı
18:58YÖK’ten Kontenjan Hamlesi: Geleceğin Mes...
YÖK’ten Kontenjan Hamlesi: Geleceğin Meslekleri Ön...
11:24Dünyanın zirvesinde yine Türkiye var: Fi...
Dünyanın zirvesinde yine Türkiye var: Filenin Sult...
11:17Italiano kilit ismi İtalya'da buldu: Beş...
Italiano kilit ismi İtalya'da buldu: Beşiktaş'a ku...
Bugün sizi alıp yıllar sonraya götürmek istiyorum; 2041 yılını seçmemin nedeni, “41 kere maşallah” diyebilmek ülkemize ve gençliğimize öncelikle. Bir de 41 Yasin okunurdu, bilir misiniz? Ölmüşlerimizin arkasından, gençler okulu bitirsin, işe girsin, sevdiğine kavuşsun diye falan ya da ne bileyim, her olup giden şeyin selameti için belki de… “Bana da dua et, babaanne,” demişliğim çok vardır.
2041’li yılları şimdiden görmek mümkün mü? Aslında arkamızda dağ gibi büyüklerimizden aldığımız dualar ve güzel dileklerle sıvazlanmış bir sırtımız var ve 2041 yılına varana dek yaptığımız iyilik ve gayretlerin bir neticesi olacak 2041. Ama “Demet, benim annem babam huysuz, mondobur, Nuh der peygamber demez, hep ağzı beddualı; ne duasını almaktan bahsediyorsun sen?” derseniz, bana kalırsa sizin işiniz daha kolay. Çünkü büyüklerimize yapıp ettiğiniz saygı, hürmet ve emeğin karşılığı onlardan bir teşekkür alamıyorsanız, enerjinin korunumu kanunu gereği hayat size yaptığınız güzellikleri faiziyle öder. “Hâlik bilmezse Mâlik bilir,” derdi eskiler.
Öyleyse geçip gittiğimiz, şu an yaşadığımız yıllar bizi varıp gideceğimiz yıllara adım adım hazırlıyor değil mi? Yani bugün ne ile çok uğraşıyorsak, neyi daha çok dilimizde ve kalbimizde taşıyorsak, ağzımıza neyi pelesenk etmişsek; bireysel ve ailece, 2041’li yıllarda, bugünlerimizin bir uzantısı olacak muhtemelen. Yani şapkadan tavşan çıkmasını beklemek abesle iştigal olur…
Ama şu da bir gerçek ki ihtimalen her şey, her değişim hayallerimizin ötesinde ve bugünümüzden farklı senaryolarda olması elbette mümkün. Muhtemelen, beş paralık emek etmemiş olanların bedavadan yine hayatın kaymağını yiyebileceği durumlar, yine mümkün olabilir. Çocukluğumuzdaki millî piyango çekilişlerinde dönen topların kombinasyonundan çıkan sayılar, sizin elinizdeki hayat biletine de, büyük ikramiye isabet etmiş bile olabilir…
Geldik 2041’e… Bizler kendimizi ve ailemizden oluşan küçük dünyamızı, 2000’li yıllardaki yakın geçmişimizden getirdiklerimiz cebimizde olarak varırız 2041’li yıllara. Çocuklarımız bugünlerde 15’indeyse, o yıllarda 30’unda olacak. Eh biz de bugünlerde orta yollu 50-55’li yaşlardaysak, bu da demektir ki 2041’de kabak gibi 65-70’li yaşlarda olacağız.
Belki de o yıllarda sabah yataktan kalkarken dizimizden “küt” sesi gelecek. Ama bir yandan da dönüp 2026’lı yıllara, bugünlere bakacağız… “Ne çok şeyi gereksiz yere dert etmişiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler için nasıl gereksiz yere dövünmüş, abartmışız,” diyeceğiz belki. Çünkü insan yaş aldıkça anlıyor; hayat her şeyi kontrol etmek, her şeye homurdanmak değilmiş. Hep bulunduğumuz kaptan şikâyet etmek de değilmiş. Bazı şeyleri sevgiyle taşıyabilmek ya da oluruna bırakabilmekmiş…
2041’de aynaya baktığımızda saçlarımız beyazlamış olacak belki ama gönlümüz hâlâ genç kalabildiyse mesele bitmemiş demektir. Gençlerimiz kendi yollarını çizerken, biz de yıllarca verdiğimiz emeğin meyvesini toplamaya çalışacağız. Kimimiz torun sevecek, kimimiz hâlâ geçim derdi düşünecek, kimimiz ise “İyi ki vazgeçmemişim” diyecek…
Ve aslında 2041 bir anda gelmeyecek. O yıllar; bugün ettiğimiz duaların, kurduğumuz cümlelerin, soframızdaki huzurun ya da huzursuzluğun, kırdığımız ya da tamir ettiğimiz kalplerin toplamı olacak. Çünkü insan biraz da her gün tekrar ettiği şey oluyor herhalde. 2041’de teknoloji çok değişecek. Belki arabalar uçacak, belki dünya bambaşka bir yere dönüşecek ama değişmeyen tek şey şu olacak sanırım: İnsan yine sevdiği bir sesi duymak isteyecek. İnsana iyi gelecek yine bir insan olacak. En ileri teknolojiler bile bir insanın yaşadığı hisleri kaleme alamayacak… Yine robotlaşan, makineleşen dünyada insan insana güven arayacak. Yine bir “Yanındayım” cümlesine ihtiyaç duyacak.
O yüzden bugün ne ekiyorsak, biraz da 2041’de onu biçeceğiz. Korku ekersek korku, umut ekersek güzellikler büyüyecek… Sevgi ekersek, belki de yıllar sonra dönüp baktığımızda “Biz kötü zamanlardan geçtik ama insan kalmayı unutmadık,” diyebileceğiz. Kim bilir… Belki de 2041, bugünden güzel olsun diye hâlâ içimizde taşıdığımız o küçücük umudun ödülü olacak…
Peki ya canım, “2041’de ülkemizin, dünyanın durumu ne olur?” diye kendi yakın dünyanızı değil de büyük resmi düşünürseniz… Lütfen 2041’deki Türkiye’nin durumunu hiç merak etmeyin. Çünkü bu coğrafyada bir şeyler yeniden yazılacaksa, Türkiye yine baş aktör olur zaten. Tarih boyunca da böyle olmadı mı? Bu topraklar nice fırtınalar gördü, nice badireler atlattı ama her seferinde hep ayakta kalmayı bildi.
Demem o ki; 2041’li yıllarda zamanın gerisinde kalmak istemiyorsak, bugün önümüze gelen bütün teknolojik ya da sosyolojik yeniliklerle kavga etmek yerine, onları anlamanın ve değişime ayak uydurmanın bir yolunu bulmalıyız. “Yok ben kullanmam, istemem, kabul etmem,” diye diretmek yerine, zamanı okuyabilmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü istesek de istemesek de! Dijital çağın getirdiği yenilikler, yapay zekâ uygulamaları ve dünyanın artık global bir köy hâline geldiği gerçeğiyle daha çok yüzleşeceğiz.
Ama şunu da unutmayalım… En gelişmiş teknoloji bile bir insanın kalbindeki sevgiyi, özlemi, vicdanı tam anlamıyla taklit edemeyecek. Belki makineler hızlanacak ama insan yine insanın omzunu arayacak. Belki ekranlar çoğalacak ama bir “Nasılsın?” sorusunun samimiyetini hiçbir sistem veremeyecek.
Aslında bu 2041 yolculuğu biraz da “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü cebimize koyup çıkacağımız bir yolculuk. Her nesil kendi sınavını yaşadı, biz de yaşıyoruz. Belki bizim sınavımız hızla değişen dünyada insan kalabilmek olacak.
Velhasıl kelam… Kemerlerinizi bağlayıp koltuğunuzu dik konuma getirdiyseniz, üç… iki… bir… derken ışınlanacağız 2041’li yıllara. Çünkü yıllar ardı ardına koşup gidiyor, baksanıza… Daha dün çocuktuk sanki. Ve kim bilir… Belki de 2041’e vardığımızda diyeceğiz ki: “Hayat bizi çok yordu ama yine de umut etmeyi bırakmadık…”
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.