Üsküdar’da Siyasi Gerilim
Üsküdar’da Siyasi Gerilim
20:05İyiliği Kadraja Taşımak
İyiliği Kadraja Taşımak
11:47Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık...
Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık Yapılan 7...
21:58Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın id...
Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın idrak edilec...
Bugün konuk yazarımız Nimet Bilge. Kendisinin yayınlanmış bir kitap kapağı tasarımı ve sayısız güzel dizaynları var. İçtenlikle hayranım görsel yeteneğine, gönülden tebrik ediyorum… Bugün, kendisinin kaleme aldığı, hayata dair 17 yaş gözlüklerinin arkasından görüp hissettiklerini yazacak bizlere. Lafı fazla uzatmadan, bugün günlerden Nimet Bilge…
Bu yaşıma kadar pek çok okul arkadaşım oldu. Onlardan bir tanesi, annesinin ısrarıyla, her zaman beraber izledikleri gerilim filmlerini, aslında o kadar da izlemek istemediğinden söz ederdi. Hayret, bizde ise annemler hep beraber komik filmler izleyelim der dururdu.
Sonra bir gün kalabalık arkadaş grubumuzda konuşurken, arkadaşlarım üzerimdeki kazağın ne kadar güzel olduğunu söyledi. Ben de aslında bu kazağı, gelecek haftaki okul etkinliğinde giymek için aldığımı, ama annemin ısrarla, “Kızım, ölüm var, kalım var; bugün aldık, bugün okula giderken giyip de git,” dediğinden bahsettim arkadaşlarıma. O kız arkadaşım bana şaşkın bakışlarla baktı ve “Senin annen, sana ölümden mi bahsediyor? Ne tuhaf annen var!” dedi. Ben ise şaşırdım ve içimden “Hayret, sana annen ölüm gerçeğinden hiç bahsetmedi mi?” der gibi öylece bakakaldım arkadaşımın yüzüne. Arkadaşım ise dehşetle benim yüzüme baktı ve “Annen sana bir gün ölümün olduğunu mu söylüyor?” dedi ısrarla. Anladım ki ölüme karşı hiç tanışıklıkları yok! Oysa arkadaşım, hayatının kasvetli, buhranlı olduğundan bahsederdi çoğunlukla. Ben de kendimce, acaba annenle izlemek zorunda kaldığın gerilim filmlerinden dolayı kasvetli hissediyor olmayasın! derdim içimden ama kendisine bunu hiçbir zaman demedim… Çünkü gittiği terapisti zaten arkadaşıma içinde hissettiği kasvetin, annesiyle izlemek zorunda kaldığı gerilim filmleri yüzünden olabileceğini söylemiştir diye düşündüm.
Aslında bizim ailede hayat bazen coşku modunda yaşanırdı ama ölüm gerçeği de yok değildi… Arkadaşımın her şeyi vardı; hatta evlerinin kapısında kendi arabası bile, ama anneleri sürmesine izin vermezmiş. Benim ise arabam yok ama annemler her zaman araba sürmeyi öğrenmem için çok teşvik eder durur. Bana bütün bunlardan çok daha ilginç gelen, arkadaşım okuldan geldikten sonra aldığı ilaçların etkisiyle gece saat 10’a kadar uyuduğundan bahsederdi. Sonra geç saatte uyanır ve yemek yemek için mutfağa giderdi ama yiyecek hiçbir şey bulamazmış. Çünkü arkadaşımın uyandığı geç saatlerde anneleri yemeklerini çoktan yemiş olurmuş. Arkadaşım da, kendisi için makarna gibi bir şeyler yapıp yediğinden bahsederdi. Bir gün ona “Ne tuhaf! Annenler sana, uyandıktan sonra yemek yemen için, kendi yedikleri yemekten ayırmıyorlar mı?” diye şaşkınca sorduğumu hatırlıyorum. Çünkü ben okuldan gelince, her zaman benim için özenle hazırlanmış, neredeyse sanat eseri gibi, tabağıma konmuş, hatta üstüne “Sevgili Nimet, afiyet olsun” bile yazılmış bir sofra olurdu. Bizim evde yemeklerim için, hobi olarak yaptığım dizaynlarım için, istediğim tişörtler için, sevdiğim abur cuburlar için bile bana değer verdiklerini çok hissederlerdi.
Arkadaşım annesiyle beraber 1940’lı, 1950’li yıllardaki kitapları, filmleri bilirdi. Bizde ise durumlar biraz daha basitçe, çocukça Spider-Man gibi diyelim… Demek ki, arkadaşımla aynı dersleri alsak da her aile farklıymış… Gidip bir kere daha öpücüğü patlatayım anneme…
Bu güzel, içten satırları bizimle paylaştığı için Nimet Bilge’ye çok teşekkürler. Altın kalpli gençlerimizden birinin gözlüklerinin ardından baktık bugün dünyaya; ne bir eksik ne bir fazla kelime var Nimet Bilge’nin dediklerinden gayri. Bugün burada, konuk yazarımızın yazdıkları ve ince mukayeseleri üzerine, ben ne yazsam, boş ve manasız kalabilir diye düşündüm…
Bizler hayat meşakkati ile koştururken, çocuklarımız da bir yandan büyüyor. Sanırım çocuk bedenlerinde ve ruhlarında doğuştan getirdikleri kayıt cihazı ile doğdukları aile, öğrendikleri değerler ve kazandıkları öğretiler, yaşadıkları toplum şeklinde halka halka büyüyen katmanlar halinde, bütün bunların tamamı, temel zemin olmak üzere, aldıkları eğitimleri de temel zemine çıkılan birer ikişer katlar gibi düşünerek, inşa edecekleri bir gelecek, gençlerimizi bekliyor.
Ve herhalde, okuldaki eğitimi ve diplomaları işin en son halkası olarak eklediğimi fark ettiniz; çünkü temel zemin sağlam değilse, kazanılan diplomalar sadece paketin cafcaflı ambalajı gibi kalabilir. O yüzden, kendimiz yerine hep bir başkasını suçlamak yerine ya da yöneticileri, değişmesi yıllar alabilecek hantal uygulamaları, sistemleri sadece oturduğumuz yerden eleştirmek yerine, bütün bunlar varken, yani aslında bütün bunlara rağmen, biz kendi küçük dünyamızda, ailemiz, ocağımızda, yuvamızda, obamızda, küçük dairemizde neleri optimize edip, bir şeylere çözüm, çare, merhem, ilaç, gülüş, huzur olabiliriz, bunlara mı daha çok odaklanalım az biraz? Yeniden yapılandırma, kentsel dönüşüm tavandan değil, tabandan başlar herhalde…
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.