Üsküdar’da Siyasi Gerilim
Üsküdar’da Siyasi Gerilim
20:05İyiliği Kadraja Taşımak
İyiliği Kadraja Taşımak
11:47Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık...
Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık Yapılan 7...
21:58Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın id...
Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın idrak edilec...
O gün… Koşa koşa geldim laboratuvara. Ama o da neyin nesi! Laboratuvarın koridorlarında Ceddin Deden marşı çalıyor. Çok şaşırdım. Sonra bir de ne göreyim, NATO zirvesinin merasimini izliyorlar laboratuvarda full ses. Laboratuvardaki herkes, ama istisnasız herkes, ağız birliği etmişçesine şöyle diyor; “Davet edilen bütün devlet başkanları katıldığına göre, ne kadar güvenilir bir ülke Türkiye!” ve ekliyorlar; “Öyle ya! Hiçbirimiz, kendimizi rahat ve güvende hissetmediğimiz bir yere gidip misafir olmak istemeyiz…” diyorlar.
Uzaktan baktıklarında, bazılarının haritada tam olarak yerini bile gösteremeyecekleri, gitmeseler de gelmeseler de, orada bir Türkiye vardı uzakta ama, Ankara’daki bu NATO zirvesiyle beraber, Türkiye’ye duydukları hayranlıklarını ifade ediyorlar. Türkiye’deki bu törenden, ekrana yansıyan düzen ve muntazamlığı ve üstelik bütün bunların doğal bir misafirperverlikte olmasını konuşuyorlar kendi aralarında. Müthiş bir Türkiye reklamı ve Türkiye şöleni adeta kafalarında beliren...
Siz şimdi bu yazdıklarıma inanırsınız veya inanmazsınız, ama harfi harfine olan şekliyle yazdım… Elbette, bu NATO zirvesinden dolayı Ankara’daki hayatın rutin günlük akışının çok sekteye uğradığını söyleyen Türk arkadaşlar da vardı orada. Ama o gün laboratuvardaki diğer yabancı çalışanlar “Yahu elbette, dünyadan bilmem kaç tane ülkenin katıldığı böylesine büyük çaplı bir organizasyona ev sahipliği yapan hangi ülke olsaydı, o ülkede de günlük rutin yaşam felç olabilirdi yahu.” diye, bizim Türk arkadaşlara durumu izah ediyorlar. İlahi tersine dünya…
Demem o ki! NATO rüzgarının ardından, uzaklarda hatırda kalan tek şey: “Güven duyulduğu için”, davetine icabet edilen bir ülkedir Türkiye…
Belki inanmayacaksınız ama, bu NATO zirvesi vesilesiyle, ekrana yansıyan “güvenilir ülke” Türkiye kareleri, laboratuvardaki hocaların kafasında, geriye dönük yılları masaya yatırmalarına da neden oldu. Dediler ki, “Sahi ya!, burada Türkiye’den gelen başka araştırmacılar kimlerdi?” ve geçmişten günümüze, kafalarındaki duymaktan gurur duyduğum Türk araştırmacı profili şöyleydi: “Türkiye’den gelen araştırmacılar, disiplinli bir vizyona ve altyapıya sahip, oldukça sorumlu, işlerini ciddiye alan ve insanlıkları da on numara beş yıldız, çok kibar araştırmacılardı…” diye uzun uzun konuştular… Burada yazdıklarımdan çok daha fazla güzel sözler vardı, inanın…
Bir Ankaralı olarak, evet Ankara’da yollar kapatıldı, evet Ankaralılar için hayat durdu, evet pek çok kişi evde kapalı kaldı ama “Ne kadar da güvenilir bir ülke, Türkiye ve Türk insanı” algısı oldukça etkileyici… Demek ki bizleri bir araya getiren ya da sizi bu sayfaları okumaya getiren en temel etken “güvenmek”, “Bilir, o bizi!” diye birbirimize güvenmek… Birbirimize duyduğumuz güven, hangi görüşten, hangi partiden, hangi inanıştan, hangi memleketten olursak olalım, güvenebildiğimiz ve kendimizi güvende hissedeceğimiz yere varıp gidiyoruz… Farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görmek ne güzel… İnsanlar arası ilişkilerde, az biraz esneme payımızın olması ve karşımızdaki insana güven verebilmek…
“Öbür mahalleden gördüklerimizi o kadar çok sevmiyoruz ve o kadar çok eleştiriyoruz ki, onlarda bir iyilik, bir güzellik görsek bile, ‘Bir bit yeniği vardır’ diyoruz.” dedi buradaki bir arkadaşım, o gün… Elçiye zeval olmaz, duyduklarım böyleyken böyle…
Gelelim şu Kurtuluş Savaşı’ndaki “kurtuluş” kelimesinin değiştirilmesine… Öncelikle, tüm samimiyetimle şunu söylemek isterim ki, sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın her yerindeki eğitim kurumlarında ya da benim gibi yaşı 50’ye merdiven dayamış eğitimciler için, bazı çok bilindik, öyle söylene geldiği için artık dimağlarda oturmuş, ağızlara ve yüreklere pelesenk olmuş kavramları, terimleri yenileriyle değiştirmek öylesine zor ki! Yani düşünün bir kere, bize böyle öğretilmiş, sonra biz ana baba olarak çocuklarımıza böyle öğretmişiz ya da eğitimciler olarak uzun yıllar böyle söyleye gelmişiz; şimdi bugün Kurtuluş Savaşı’ndaki kurtuluş kelimesi kağıt üzerinde değişse bile, yine de ağızlardan bir çırpıda Kurtuluş Savaşı diye söylenmeye devam edilir.
Yani bu şekilde, hafızalara ve hatta dilimize oturmuş terminolojileri, geçmişi güncellemek yerine, belki de çığ gibi büyüyen yapay zeka teknolojilerinin okur yazarlığını ve beraberindeki günümüzün yeni terminolojilerini anlaşılabilir kılmak için, kolaylaştırıcı kelimeler bulmak, öğrencilerimize işi kolay kılmak, kolay kavranabilmesini sağlamak ne kadar güzel olur…
Ve son bir söz olarak, Millî Eğitim Bakanımıza; Kayseri Demir Karamancı İlkokulu öğretmenlerinden Halime Önal ve Veli Günaydın hocalarımın, ayrıca Ankara Öğretmen Hüseyin Hüsnü Tekışık İlkokulu öğretmenlerinden Tülay Köksal hocamın, gözlerimden yaşlar boşaltan, öğrencilerine duydukları inanılmaz güzel insanlıklarını sizlere yazmak istedim… Teşekkür etmek ve takdir etmekte çabuk, eleştirmeyi ise aceleye getirmezsek; evelallah bizi hiçbir güç yıkamaz.
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.