--°C --
Son Dakika
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
Oturduğum Yerden...

Oturduğu yerden Kâbe’yi tavaf edebilir mi insan? Edebilir mi, edemez mi? Evet, var mı bu konuda bahse giren? Sayıyorum şimdi: Bir, iki... Heh! Beşiniz "evet" dediniz, üçünüz "hayır". Yok mu artıran?

Hadi gelin o zaman, başlayalım bir şeyler yazıp çizmeye... O gün kapıya vuran üst komşumun öfke dolu sesini işitince, aslında kapıyı açmaya bile korkmuştum. Çünkü öyle böyle bir bağırma değil! "Eyvahlar olsun!" dedim, "Biri öldü herhalde ya da çok kötü bir şey oldu. Yarabbim, ne oldu ki böyle?"

Koşa koşa, can havliyle "güm güm güm" diye vurulan sokak kapımızı açmaya gittim. Koştum koşmasına ama o da ne! Kapının arkasına benden önce varan; biri yürüteçte, öbürü de 2 yaşında meraklı iki afacan, benden önce hücum etmiş bile kapının ardına. Şöyle ayağımla yürüteci ittirerek az biraz aralayabildim sokak kapısını. Üst komşumun yüzündeki öfkeyi görebildim o küçük kapı aralığından. Ama öyle kızgın, öyle kızgın ki yüzüne bakmaya bile korkuyorum neredeyse. "Aç şu kapıyı, aç hadi!" diye üsteliyor. "Uğur Hanım," dedim, "Kapının arkasında çok korkmuş şekilde iki ufaklık var. Ne kadar kapıyı ittirsem de yürütecin bir tekerleği koridorun halısı ve sokak kapısı arasına sıkışmış. Açılmıyor kapı bir türlü ve çocuklar da kapının arkasında şu an, çok korkuyorlar," diyebildim.

Aslında yalan söyledim böyle demekle; çünkü bu iki yer elmasından çok, kendim korkmuştum deliler gibi. Ben böyle deyince büsbütün sinirlendi Uğur Hanım... "Bana çocukları kullanmaaa!" diye bağırıyor bu sefer.

Gerçekte tam o sırada, diğer apartman komşularının bu bizdeki gürültüyü duyması sebebiyle yerin dibine girmiş kadar utanarak, "Keşke Allah’ım! Keşke şu bağırtıların nedeni olmasaydım," diye kapının arkasında tarifsiz, derin bir acı hissediyordum. Çünkü apartmanda yıllarca "yok" olarak yaşamış biri olarak, hiç kimseyi varlığımızla rahatsız etmemek için ölebilirdim bile... Ama yok; sanki ben hiç öyle istememişçesine, şu an bu bağırtıların nedeniydim; her ne ettiysem oturduğum yerden...

Bir süre sonra anladım ki bizim evdeki 7 yaşındaki velet, Uğur Hanım’ın 12 yaşındaki oğluna mahallede futbol oynarken bir şeycikler yapmış. Ama korkudan sokağa koşup almaya bile gidemedim bizim veledi... Sonra ben diyeyim 15 dakika, siz deyin yarım saat sonra; bu kadar büyük gürültüye neden olan bizim yer elması velet de eve geldi. Süklüm püklüm vaziyette; belli ki az biraz pataklanmış üstelik sokakta...

"Ay Demet, ayol bu bildiğin saçma sapan çocuk kavgası," mı dediniz? Evet, evet ama ben hiç yaşamamıştım. Bunu yazınca düşündüm de belki de apartmana hiç rahatsızlık vermeyelim diye, gerçekte yaşamamışım ben.

Aslında biliyor musunuz, çocuklar için sıcak kek iksirdir ya hani; bizde ne zaman çocuklar için sıcacık kek pişirsek, "Şimdi kokusu mis gibi apartmana yayılmıştır," diye bu canım Ankara'mın göbeğindeki o apartmanda, bütün komşularımıza kek dağıtırdı bu bizim velet, paylaşmayı öğrensin diye... Yani anlayacağınız, hiç yokmuşuz gibi yaşayıp gidelim derken ve sıcacık kekimizi paylaşma delisi olurken bile, tam tersi bir tokadı yemiştik anlayacağınız bu futbol çelmesiyle.

Sonra... Bu olay sonrası sessizliğimizin sesini biz bile duyamayacak kadar yoktuk, yaşamıyorduk gayri artık o apartmanda. Ardından birkaç yıl sonra, herkes taşınmak zorunda kaldı oradan, kentsel dönüşümden dolayı... Sahi ya, bizim hayatımızın dönüşümü bu taşınmamızdan çok önce olmuştu; küçük bir veletin futbolda taktığı çelme yüzünden...

Gel zaman git zaman, herkes taşındı gitti bir yerlere... Bir gün, bu eski apartmanda, üçüncü kattaki can komşumuzla görüştük. "Ya Demet, Uğur Hanım umreye gidiyormuş. Israrla ve defalarca seni aramış helallik istemek için ama bir türlü görüşememiş seninle. Ben de dedim ki Uğur Hanım’a: Siz merak etmeyin, Demet iyi kızdır; ben helallik verdim gitti onun yerine, güle güle gidin umrenize."

Bir şey demedim cevaben can komşuma; diyemedim, kal geldi bana o an. "Şu meşhur bizim Türk dizilerindeki gibi mi kal geldi kız Demet sana o an!" derseniz, sanırım evet... İşte öyle geçip gitti o gün...

Açıkçası umre ziyaretlerini enikonu pek bilmezdim. Yani cahilliğime verin; hayatının son 15 yılını bir kot pantolon ve bir kot montla, laboratuvarlar ve böyle bızdık bızdık küçük horontalar arasında mekik dokuyarak geçirip giden bir Mecnun ne bilsin ki!

Aradan bilmiyorum ne kadar bir zaman geçti, tekrar bu can komşumu gördüm. Gül yanaklı, melek kalpli can komşum bana ne dedi bir dahaki görüşmemizde heyecanla, biliyor musunuz? "Demet’im, Uğur Hanım senin ağzından helallik alamamış ya, umrede senin için bir defa Kâbe’yi tavaf yapmış. Kız Demet'im ne şanslısın kız, hadi yine iyisin! Evde oturduğun yerden Kâbe’yi tavaf ettin ha!" diye sıvazladı sırtımı...

Burada bir son söz ne mi yazacağım? Üzerimdeki emektar kot montumun önünü ilikleyip, tiyatro perdeleri kapanmadan önceki, tüm oyuncuların el ele izleyicilere selam verdiği kapanış anındaki gibi nazikçe başımı öne eğip, Uğur Hanım'a bir selam verdiğimi hayal edin lütfen. Ve Uğur Hanım... Uğur Hanım, uğurlar olsun. Benim için zahmet edip yorulmuşsunuz, çok teşekkür ederim. Kalbinizdeki bütün güzel dilekleriniz için teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim...

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(8 Yorum)
Yorumları sırala
Turhan
Turhan 23 Jan 2026, 13:36

Yazınızda anlatılan bu olay, helalliğin ve niyetin ne kadar derin bir anlam taşıdığını çok güzel gösteriyor. Bir insanın, kırdığı kişiyi temsilen Kâbe’de tavaf etme hassasiyeti gerçekten düşündürücü ve ibretlik. Okurken insan ister istemez kendi kırgınlıklarını sorguluyor.

Turhan
Turhan 23 Jan 2026, 13:36

Yazınızda anlatılan bu olay, helalliğin ve niyetin ne kadar derin bir anlam taşıdığını çok güzel gösteriyor. Bir insanın, kırdığı kişiyi temsilen Kâbe’de tavaf etme hassasiyeti gerçekten düşündürücü ve ibretlik. Okurken insan ister istemez kendi kırgınlıklarını sorguluyor.

Aysel hızlı
Aysel hızlı 23 Jan 2026, 13:39

Yaşadığın anılarını çok güzel bir dille yazmışsın arkadaşım.iyilik nezaket er geç kazanır derler ya gerçekten de öyle olmuş İyilik yap denize at balık bilmezse halık bilir diye boşuna dememişler

Aysel hızlı
Aysel hızlı 23 Jan 2026, 13:39

Yaşadığın anılarını çok güzel bir dille yazmışsın arkadaşım.iyilik nezaket er geç kazanır derler ya gerçekten de öyle olmuş İyilik yap denize at balık bilmezse halık bilir diye boşuna dememişler

Abdullah dgrmc
Abdullah dgrmc 23 Jan 2026, 16:11

Gerçekten çok beğendim hayatımıza ışık tutuyorsunuz emeklerinize sağlık

Fatma
Fatma 25 Jan 2026, 13:52

Kalbi güzel insanlara selam olsun, her insan kalbinin ekmeğini yer diye bir söz vardır ya bu olay da da onu görüyoruz. Kaleminize sağlık..

Fatma
Fatma 25 Jan 2026, 13:52

Kalbi güzel insanlara selam olsun, her insan kalbinin ekmeğini yer diye bir söz vardır ya bu olay da da onu görüyoruz. Kaleminize sağlık..

İhsan Şamil Adıgüzel
İhsan Şamil Adıgüzel 16 Mar 2026, 09:30

Yazılarınızı severek okuyoruz, takip ediyoruz. Koşuşturmacayla geçen hayatın ince detaylarını anlayınca ne için yaşadığının farkına varıyor insan. Teşekküelr

Yazarın Diğer Yazıları

Hey Müthiş Co…

07.09.2026 - 22:08


Tesadüfler Tesadüf mü?

17.08.2026 - 23:53


Bilinmeyen Ötekiler

03.08.2026 - 23:07


Yeni Parti

25.07.2026 - 21:37


Komik mi? ve Diploma

06.07.2026 - 00:13


Siyasi Sağduyu

02.06.2026 - 19:30


2041 Yılında Türkiye

25.05.2026 - 16:52


Değişim ve Değişmek

19.05.2026 - 08:03


Hiç Kimseden Vazgeçme…

11.05.2026 - 10:44


Başarıya Giden Yollar…

04.05.2026 - 08:17


Üslub

05.04.2026 - 16:39


Olmayınca Olmuyor Mu?

15.03.2026 - 22:24


Kod Adı: Meryem

08.03.2026 - 22:59


Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !