Randevizyon'dan Tırnak Salonlarına Özel
Randevizyon'dan Tırnak Salonlarına Özel
10:58Dadaşlar Diyarından Yalova'ya Cumhuriyet...
Dadaşlar Diyarından Yalova'ya Cumhuriyet Kadınları...
08:27Turizmde Tarihi Adım
Turizmde Tarihi Adım
18:27Iğdır'ın Gururu Cengiz Kerem Gökçe, Türk...
Iğdır'ın Gururu Cengiz Kerem Gökçe, Türkiye Şampiy...
Bilmediğimiz insanlar, belki de tanısak gönül soframıza buyur edeceğimiz insanlardır diye düşündüm hep. Hayat denen bu yolda, zaten geldik bilmiyorum kaçlı yaşlara; kah ağladık, kah güldük; hayat bazen sevinç, bazen keder oldu bizlere. Ama hepsi, her şey geçip gitmekte, iyisiyle kötüsüyle. Apırsan da köpürsen de, küplere bindim ya da "Yok Allah çaresi" diye dövünsen de geçip gidiyor hayat. Ve hayat bu kadar kısa iken, bilinmeyen ötekilere kapılarımızı ve gönüllerimizi biraz daha açık tutmak gerekmez mi? Belki de hayatın sırrı, her şeyi değiştirmeye çalışmak değil; karşımıza çıkan insanlarda, olaylarda ve farklılıklarda gizli olan güzelliği görebilmektir.
Şu zaman dedikleri de ne melhem bir şey yahu, arsız: durmak bilmiyor, bencil: hep ileriye, hiç geri vitesi yok ki dönüp düzeltelim hayatımızın içine ettiğimiz kısımları… Sanki arkasından bir atlı koşturuyormuşçasına, koşa koşa yıllar yılları kovalıyor. Eh o zaman, madem biz de bu yolun yolcusuyuz, bir gün gelecek ha varmış ha yokmuş, ya da bir varmış bir yokmuş olacağız… Peki, o güne gelene dek, hayat denen bu yolda, birine veya birilerine bir güzellik yapabilir miyiz acaba? Kalplerdeki mutluluk, yüzlerdeki gülümsemeye neden olabilecek kadar şanslı mıyız?
İşte ben de bu dileklerle başladım bu yola… Geçip gittiğim yollarda, çok geç fark ettiğim bir şey vardı: “Herkes ve her şey olduğu haliyle zaten çok güzeldi aslında,” ama ben ille de şöyle olsaydı, ya da ille de böyle olmasaydı diye diye, başa gelen ve olup giden şeylerin, zaten olduğu şekliyle, evrendeki en güzeli olduğunu sonradan anlayacaktım oysa…
Yahu Demet, bu alengirli lafları bırak, Allahını seversen sadede gel yahu derseniz, sizi buralardan alıp, uzaklarda, kalabalık olarak gittiğimiz o yerdeki akşam yemeğine götüreyim sizleri. Arkadaş, bütün gün mübarek İstanbul kepçe biz kazan, dilimiz dışarı çıkacak kadar yorgunuz; orayı da görelim, burayı da görelim diye, harap bitap zor attık kendimizi akşam yemeği yemek için.
Efendim, siparişler verildi, karınlar çok acıktı derken, uzun bir bekleme süresi sonrası, geldi yemeklerimiz… Heh, şimdi hemen kaşığı sallamaya başlayacaktım ki, arkadaşlardan biri, işgüzar işte!, sormaz olasıca o soruyu sordu garson hanıma: “Şey, bakar mısınız, bu balıklar hangi okyanustan?” Vay efendim, senmişin soru soran! Garson hanım bir aldı sazı eline, susturabilene aşk olsun, girdi Basra Körfezi’nden, çıktı Atlas Okyanusu’ndan mübarek, anlatıyor da anlatıyor.
Yahu bir ara içimden garson hanıma sormak geldi: “Şey, pardon ama, siz de bu tabaktaki ızgara balıklarla beraber mi yüzdünüz kardeşim bu güzergahı! Allah aşkına, mübarek, balıkların boynundaki GPS cihazı gibi, bütün yolculuğunu sayıp döktün ha! Hiçbir özelliği kalmadı yahu bu gariban balıkların! Mübarek garson, binlerce kelime konuşuyor, dur hele bir soluklan garson hanım,” diyesimiz geldi. Ama garson hanımı durdurabilene aşk olsun, anlattıkça anlatıyor… Hani biz de sazan gibi bekliyoruz, konuşması biterse, kaşığı daldırıvereceğiz tabağımıza…
Sonra baktık işler olacak gibi değil; içimizden biri, “Yahu garson hanımı da buyur edelim, otursun soframıza,” demesin mi! Ve elbette neredeyse masadaki hepimiz, şu balıkların seceresini, garsona sorma gafletinde bulunan arkadaşa fena dalacaktık yahu… Kendisi de zaten sorup sormayacağına bin pişman oldu. Meğerse, oranın kültüründe garson hanım ne kadar özverili ve detaylı anlatırsa, ona göre bahşiş alacağı için böyle bu takım, epey teferruatlı balıkların yol güzergahıyla yaktı beyinceğizlerimizi… Vay anasını be! Bizde ise, garson getirir yemekleri, servis eder, en fazla bir, bilemedin iki dakika sonra, yemeğe başlarız.
Yanımda oturan arkadaşın annesi de, bize merakla soruyor: “Ah evladım, çok üzüldüm bu garson kadıncağıza ha! Demek ki bunların konuştuğu dilde, bir şeyciklerini anlatmak için bir ton laf etmesi gerekiyor demek ki garibim…” Bir daha yemekten sonra gelen tatlı hakkı da soru sormaya masadaki kimse cesaret edemedi, anlayacağınız…
Coğrafyalar, yerler, mekânlar, alışkanlıklar, kültürler ve elbette insanlar da değişik, değişik ve bize tuhaf gelen, sadece bilinmeyen… Randevular, bilmediklerimizle tanış olma vakti olabilir. Bir selamı ilk biz verelim ki, çok çok önemserim ilk selam vermeyi. İlk biz buyur edelim soframıza… Bir güzellik, bir cömertlik, bir yücelik yapalım bugün kendi mahallemizden gördüklerimize de, bize öteki gelenlere de... Çünkü hayat oyunumuzda bir gün son kez açılacak perde. Kim bilir, belki bugün o son perde…
18.10.2026 - 18:58
12.10.2026 - 10:47
29.09.2026 - 00:02
20.09.2026 - 21:04
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.