Üsküdar’da Siyasi Gerilim
Üsküdar’da Siyasi Gerilim
20:05İyiliği Kadraja Taşımak
İyiliği Kadraja Taşımak
11:47Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık...
Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık Yapılan 7...
21:58Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın id...
Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın idrak edilec...
Yeni bir yılın daha 1, 2 Şubatı geldi geçti, ömrümüz varsa kaç tane daha 1, 2 Şubat göreceğiz bilemiyoruz. Babaannem “hastalar ölmez, eceli gelen olur” derdi… Farkında mıyız ki ölüm ile randevumuz ha bugün durduk yere hiçbir şeyimiz yokken, ha beş-on yıl sonra herhangi bir hastalıktan ya da pek çoğumuzun duyunca çok üzüldüğü, ha boğazımıza kaçan bir pirinç tanesi, ha bir gün, karşıdan karşıya geçtiğimiz o bilindik yollardaki deli trafikten… bilemiyoruz, sadece umuyoruz ki güzel bir son perde olsun hayatımızın son perdesi…
Böyle yazınca, geçen gün koşa koşa gittiğim tuvalet geldi aklıma, siz de benim gibi tuvalete gidebildiğiniz için çok ama çok şükür ediyor musunuz? Babam hastanede yatarken, yan odamızdaki hastanın eşiyle olta atardık hastane koridorlarında, buradan selam olsun o güzel kadına… İşte öyle bir ileri iki geri arşınladığımız dar koridorda, gecelerden birinde bana döndü ve ağlayarak dedi ki “Demet, eşim tuvalete gidemiyor olduğu için göz yaşı şeklinde akıyor gözünden dışkılar”… Yahu Demet bu da burada yazılır mı diye hemen kızmayın. Farkındalık sensörlerimiz açık mı? Nelere sahibiz, ayaklarımızın bizi götürdüğü yerler ve getirdiği yerler, veya lıkır lıkır içtiğimiz suya ne demeli! Tuvalete gidebilmemizin muazzam güzelliği bahsettim de aklıma geldi de, peki ya beynimizin içindeki tuvaletin de farkında mıyız?
Beynimizde hâlâ neleri çoktan tuvalete atıp sifonu çekmiş olmamız gerekirken, tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp konu ediyoruz kendimize, sevdiklerimize, kimisi anılar, kimisi yaşanmışlıklar diye diye yine de ille de tutuyor, beyninin tuvaletine atılması gerekenleri… Aslında, keskin sirke küpüne zarar misali, beynimizde muhafaza ettiğimiz, o hayal bile etmek istemeyeceğimiz cinsten yılların biriken pislikleri, tuvalete atılıp sifonu çekilmesi gerekirken, kendi bedenimize pis koku, zehir salıyor onları hatırlayıp kendimizi üzdükçe. İyi de Demet, kız sen başarabiliyor musun, bu seni üzen ve gerçekte tutup tutup tuvalete atasın gelen o bir ton şeyden kurtulmayı? derseniz, nerede ben de o maharet, o hüner… Ben ne zaman başım dara düşse, ne zaman bu tekrar eden
çetrefilli durumları yaşasam, hemen bir telefon çekiverirdim babacığıma…
“Kız Demet var ya, bana kalırsa senin başın poktan kurtulmuyordur ha!” desene kız babanı günde 5 vakit namaz vakti gibi, arar durursun be ya sen! derseniz, sahiden nasıl bildiniz? Vallahi sizden korkulur ha!
İşte aradıkça arayasım gelen babacığıma, dediklerimden bir demet aranjman yapayım burada size;
“Aman babam, canım babam yine şöyle şöyle oldu”,
“Hiç sorma babam olanlar oldu!”,
“Yahu baba, yine tosladım feci ha!”,
“Eyvah babam, bu sefer bu konudan kaçacak tali yol da yok, bittim ben!”,
“Yetiş babaaaa, bu sefer parça pinçik lime lime eder bu hayat beni…”
gibi pek çok serzenişlerim için babam, fevkalade yaklaşımlarıyla, sadece bana bir telefon uzaklığındaydı. Bunun için bir kitap yazılır ayol! derseniz, çok haklısınız, fizikte dünyadaki pek çok şeyin enerjisi, bulunduğu kaba sığmayınca, sıkışıp patlıyor ya, işte benim gibi iki lafı bir araya getiremez biri de, bana rağmen, yıllardır yok olarak yaşadığım görünmez olduğum yıllara rağmen, oturdu yazdı babasını. Allah size inandırsın geçen gün okuyucunun birini gördüm, beni bir şeyciklere benzetemedi ve dedi ki “bir koşu koş kızım anneni çağır bakalım, nasıl yazmış burada yazdıklarını”…
İlahi Demet mi dediniz? İnanın babacığımın hayatıma kattıklarını beynimden alsalar, kalan Demet, beş para etmez… Babamın okulundan mezun olup diploma alacak kadar nitelikli bir öğrenci değildim bana kalırsa. “Ayol baban ne diyor kız senin bu derece babacı bir kız olmana” derseniz… ne diyecek “abartma Demet’im, ya Allah’ın aşkına babam diye kitap mı yazılır? Nerede görülmüş! Her baba böyle yapar evladına, yahu hanım, söyle şu kızına, akıl alır gibi değil ha, herkesin babası böyle”… Sonra ne mi oldu? Sonra gerçekten olanlar oldu, bir kilo taşıyacak sepetim varken, on kilosu makbul sana misali, fazlaca almam gerekenler oldu sepetime, kaçacak tali yollar mı? dediniz, onlara da deprem vurdu, hayat arabamın freni boşaldı misali, benim ehliyet de yeni hele gör ki!… “Oh olsun kız sana! Bunca yıl böyle baban varmış, senin baban sana arka kale olmuş, biz inim inim inlerken, oh şimdi de gör gününü, az burnun sürtsün” diyenler bile oldu, malesef. Ve en kötüsü neydi biliyor musunuz, bütün bunlara rağmen, babacığım da artık “aradığınız kişiye şimdi ulaşılamıyor” moduna almıştı hayatını… uzun bir yolculuğa çıktı yıllar önce, dönülmez yollara. Fakat ben yine aynı kafadaydım, “babama gidip sormalıyım bu olanları, Babamı bulmalıyım Allah’ım da, bulmalıyım!” kafasında. Yahu Demet, kızım dedin ya babam melek oldu, yok artık aramızda diye. İyi de dilim dese de kalbim kabul etmiyordu… Böyle benimkisi gibi küt kafalıysan, az biraz zor oluyor idrak etmesi babamın artık olmadığını…
Hatta babamı toprağa verdiğimiz o gün sonrası, eve gidip yine babama bir sormalıyım, ben babamsız artık kime akıl danışacağımı diye düşündüm düşünmesine de, ama babam evde de yok. Hay aksi! Babamın ölümünden sonra uzun zaman, kah şimdi ben bu sormam gerekenleri kime soracağım, kimi arayayım babaaaa ya! şimdi ölünür mü?, yahu babam niye niye öldün? diye isyanlarda olduğum da oldu, kah ya baba ya baba, biraz az düzlüğe çıksaydım da öyle gitseydin diye veryansın ettiğim de. Ama ne kadar dövünsem de, gerçek şu ki artık maalesef babacığım bir telefon uzaklığında değildi… Buna da ciddi ciddi epey bozuktum aslında ve maalesef sanırım yas süreci sonrası, üstüne üstlük kalben babama epeyce de kızgındım öldüğü için… Bir gece
keşke dedim, öbür tarafa da bir telefon hattı olsa, babama, şunu da sorsam bunu da sorsam, seni aramalıyım babaaaaa diye ağlıyordu yüreğim… Yine böyle gecelerden birinde babamı bir
arasam, öbür tarafa bir telefon hattı olsaydı ah babam diye diye uykuya daldığımda, rüyamda babam telefonun öbür ucundaydı, babacığım diye anlatmaya başlayacak oldum, malumunuz üzere babama sormam gerekenler, elimde bir ton liste olmuştu. Babam, ilk iş olarak, bana çıkıştı telefonda. “Yahu evladım, emekli maaşını annene bıraktım, çıktım geldim bu tarafa, Demet’im
ölünce de rahat yok ha senin elinden! Yürü git Allah’ını seversen yahu, yaşın oldu 40, nice çocukların babası, onlar küçücükken ölüyor, babasını hiç görmeyen çocuklar var Demeeeeet, beni deli etme! Dünyadan kalktım öbür dünyaya geldim, burada para yok, telefon hattı yok, … ille de babam bir arasın diyorsun da, bak hele şimdi bu aramanın parası var ya, iki dünya arası
konuşmanın bu pahalı bedeli bile, senin faturaya yazacak, elindeki avcundakini de çar çur ediyorsun böyle salak salak babam da babam diye! …”
“Üstelik hiç de memnun değilim Demet’im, bu laftan anlamaz hâlinden, tutturmuşsun bir ‘babam ölmeseydi’ diye kendini yiyip bitirmeye! Vakti gelince doğar güneş, gelir bahar, yağar yağmur, vakti gelmezse doğmaz bebekler, dönmez gidenler, bitmez hüzünler… Baban öldüyse Demet’im, sen kalan ömründe, yalnız devam edecek donanımdasın, bazı çocukların babası onlar anne
karnındayken şehit oluyor, o bebekler de bunu kaldıracak donanımda doğuyor demektir Demet’im.” “Herkese taşıyabileceği kadar yük verildiğini hayal et ve yok baba, bana biraz fazlası verildi, ben de biraz zayıfım ya hani 55 kilo! dersen, fazla ağırlık kas yapar sana, yaşananlar, başa gelenler tesadüf değil be kızım, sana kazandıracak ya da kaybettirecek…”
“Yahu baba benimkisi iki ucu poklu değnek misali, hiç kazanamadım şimdiye dek dersen, bazen kaybettiklerin kazancındır belki ne biliyon?” “Başına ne gelirse gelsin, sen onları kaldırabilecek donanımdasın, buna inan. Niye benim başıma geldi demeyesin, ‘senin başına geldi çünkü sen yapar halledersin diye da!’ başla bir el at hele güzel kızım, başlamak bitirmenin yarısıdır, ama olmadı baba, olduramadım dersen; o da bir netice, bir limana varış kızcağızım, demek ki olması iyi olan değilmiş, belki o çok istediğin olsaydı da, başka türlü sıkıntılar, zorluklar ve olanlar olacaktı.”
“Velhasıl kelam Demet’im, aşkla koş, aşkla yap, aşkla katıl, aşkla pişir, aşkla öğren ama sonuç istediğin gibi değilse, aşkla yaptın ya! gerisi… gerisini at geriye, bak yoluna…”
Babam… adama bak ya! Öyle aşkla yap, aşkla et diye diye babamı rüyamda gördüğüm günün ertesi, gittim spor salonuna, başladım kulaklarımda kulaklıklarla he babam de babam tam gaz yürümeye, ama öyle böyle bir yürüyüş değil ha, kulaklarımda bangır bangır "aslında onların umrunda değiliz"; çalıyor, ben de tuttum bir tempo, tut tutabilirsen beni, sonraki gün bir de ne göreyim, bu spor salonu internetteki kısa video reklamında benim bu tam gaz aşkla yürüyüşümün videosunu koymasın mı, aman kardeşim dedim spor saloncuya gözünü seveyim beni kuşbaşı
doğrar, yahni yaparlar bu videoyu buraya koyarsan yahu dedim, işte böyle frekansını tutturduğunuzda, iyilik ve güzelliklerle rezonans olan beyninizi tutabilene aşk olsun, yeter ki yola çıktığın niyet iyi olsun kızcağızım, yol seni götürür kalbinin ekmeğini yemek nasibinse, onu yemeden ölmezsin Demetim, öyle birilerini suçlama, birilerinin üstüne basıp bir yukarı çıkma derdine düşmeyesin. Eh malumun üzerine Demetim deyip deyip durduğun gibi, fizik kurallarına göre birinin üstüne basıp, çıktığın yükseklik kadarcık, indirilivereceksin sende burnunun üstüne…
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.