--°C --
Son Dakika
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
San Juan, DNA Testi ve Bir Atom

resim

Bugün gidelim San Juan’daki düğüne… Bu küçük ada, kalben çok sevdiğim Gökçeadamıza çok benzer; selam olsun Gökçeadam’a. Hakikaten bir şeyi öğrenmek ve anlamak için en iyi yöntemlerden biri, tabii eğer mümkünse, iki şey arasında benzerlik ve farklılıkları kafamızda dosyalayabilmek. Elbette bu, mümkün olduğu ölçüde.

Bugün bu satırlarda anlatacağım mesele, tamamen yer, zaman ve hatta insanlardan bağımsız. Gerçekte yaşayıp gittiğimiz hayat, bulunduğumuz koordinatlardan ve yanımızda kim olursa olsun, hayatımıza gelip geçen yolculardan bağımsız olarak, bizim görüş ve anlayış kapasitemize bağlı. Biz nasıl görür ve anlarsak, o kadarına vakıfız. Bence aslında bu yazı burada koyu harflerle yazdığım iki cümle sonrası bitmiş olması gerek.

Ama işte, işi biraz koşup gittiğimiz dünyadaki magazinsel hayattan örneklerle ve fizikteki somut “kapasiten kadar anlarsın, görürsün, algılarsın” metaforuna çıkarabilir miyiz hayat yollarını? Üstelik, canım, bazen de hakikaten zorlamakla, istemekle, yırtınmakla olmaz. Nasipte ise olur diye, ister çok inanan ya da ister hiçbir dine inanmayan olsun, kişi, ölümüne istemekle olmaz, nasipte ise olur diye hayat gözüne sokuyor insanın.

Yani yine bu yazıda anlatılanlar tamamen hayal ürünü mü, yoksa San Juan’a gittin mi kısmının bir önemi yok…

Gelelim bu hikâyedeki düğünde, gelinin ve damadın ana babalarına, ecdatlarına falan filan. Onlar, dünyanın birbirinden apayrı ve birbirine çok ama çok uzak koordinatlarında olan dört ayrı ülkenin insanları. Peki ama nasıl bu düğün sabahı evlerinde koşturuyorlar, hep bir arada, bilmediğim çok farklı dilleri konuşuyorlar ama sanırım davranışlarından anladığım kadarıyla ve biraz da yaptıkları çevirilerden, bizdeki “nasibe bak ya, bu çocuklar bizi nasıl da bir araya getirdi bu düğünle” kafasında bir şeyler söyleyip, kendileri de hayret ediyorlar. “Nasıl buldu bizim çocuklar birbirini?” diye.

Hikâyelerini dinleyince, dıdımın dıdısı, şöyle böyle oldu da, sonra gelin oraya gitmiş, işte damat da şurada imiş. Yani arkadaş, kuantum fiziğindeki en imkânsız kombinasyon bunların işi bana kalırsa. Yani kuantum fiziği bir ihtimaliyet teoremine dayanıp, her şey mümkün ve olabilir diyor ya! Yahu arkadaş, bana göre bu kadarı da olabilir değil yahu!

Biri Tanzanya’dan, öbürü Zambiya’dan, ebesi Fransa’dan, kayınvalidesi Kolombiya’da, üvey kardeşi Japon… Yani hakikaten yok artık Demet, ebesinin hörekesi. Ama çok farklı dil ve inanışta olsalar da, hepsi “nasip oldu ve düğünümüz burada” kafasında bir ortak paydada buluşmuş durumda şu anda.

Evde çok yoğun koşturma var. Gelin hanım kendisine yumurtaları kaynatmış, muazzam güzel gözüken bir gelin-damat kahvaltısı hazırlamış ikisi için. Fakat o da neyin nesi! Hoppala! Bir anda, yahu bugün de kahvaltı kusur kalsın kafasında olup, söz birliği etmişçesine, önce kuaföre, sonra da salona erken gidelim diye fırladılar hep bir anda.

Yahu Demet, kahvaltı tepsisine ne oldu, öylece kala kaldı derseniz; dünyada en sevdiği öğün kahvaltı olan, dünyanın öbür ucundan gelmiş bir yalnız misafir, oturup yedi gelinin hazırladığı kahvaltı sofrasındakileri… Yok artık Demet, bu dünyanın öbür ucundaki düğün gününde, bu melez gelinin hazırladığı kahvaltıyı mı yedi bu lavuk, derseniz… Demek ki ona nasipmiş. Yani nefessiz kalır insan…

Sonra buradan kalkıp gidelim, babasını DNA testi sonucu bulmuş hocama. Hikâyesini size kısacık özetlersem, sancılı bir hayat ve babasının kim olduğunu bilmiyormuş hocamız. İşte o küçük tüpe tükürüp, DNA testini yolluyor ve dünyanın öbür ucundaki babasını ve üvey kardeşini buluyor bu testin sonucu. Ne güzel mutluluk değil mi? Hocamız ve üvey kardeşi, babası hep birlikte bir restoranda oturup yemek yemek için anlaşıyorlar.

Buluştuklarında, hocamız ilk defa gördüğü üvey kardeşiyle aynı tarzda bir kot, bir açık mavi tişört giyip geldiklerine dikkat çekiyor… Yok artık mı Demet dediniz? Evet, ben de nefessiz kaldım ve “Yok artık, bu kadarı da” dedim. Ama dahası da var. Bizim hocamız bir bakıyor, üvey kardeşiyle aynı türde yemekleri sipariş etmesinler mi! Hocamız diyor ki: “Nasıl nasip oldu bu buluşma ve bunca olup giden benzerlik tesadüf mü?”

Ve peki ben neden bu dilini, dinini bilmediğim insanların hikâyelerini duyup, dahası size yazabildim? “Nasipte varmış da ondan.” desem, umarım beni kovalayıp dövmezsiniz… “Başka ne olabilir ki Demet, bu kadar yazdıkların?” diye kafayı yemek üzere misiniz? derseniz, işte o noktada, bu yazının sonunda, size Transition Electron Mikroskobu’ndaki şu Gadolinyumun resmini paylaşayım sizinle.

İşte şimdi siz de benim nefesimi kesen, Gd elektron kırınım deseninin simetrisi, dizaynı, muazzam matematiği ve nasıl bu düzende bir araya geldiği ve birbirinden kopmadan, sürekli hareket hâlindeki beni nefessiz bırakan duruşuna ne denmeli mi dediniz!

Demek ki hiçbir şey tesadüf değil, bu bir. İkincisi mi?

İşte… siz daha iyisini bilirsiniz, ne anladınızsa… Ha bu arada oldu Eylül 2026’nın bilmem kaçı.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(0 Yorum)
Yorumları sırala

Henüz yorum yok

Yazarın Diğer Yazıları

Hey Müthiş Co…

07.09.2026 - 22:08


Tesadüfler Tesadüf mü?

17.08.2026 - 23:53


Bilinmeyen Ötekiler

03.08.2026 - 23:07


Yeni Parti

25.07.2026 - 21:37


Komik mi? ve Diploma

06.07.2026 - 00:13


Siyasi Sağduyu

02.06.2026 - 19:30


2041 Yılında Türkiye

25.05.2026 - 16:52


Değişim ve Değişmek

19.05.2026 - 08:03


Hiç Kimseden Vazgeçme…

11.05.2026 - 10:44


Başarıya Giden Yollar…

04.05.2026 - 08:17


Üslub

05.04.2026 - 16:39


Olmayınca Olmuyor Mu?

15.03.2026 - 22:24


Kod Adı: Meryem

08.03.2026 - 22:59


Oturduğum Yerden...

23.01.2026 - 10:33


Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !