Üsküdar’da Siyasi Gerilim
Üsküdar’da Siyasi Gerilim
20:05İyiliği Kadraja Taşımak
İyiliği Kadraja Taşımak
11:47Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık...
Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık Yapılan 7...
21:58Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın id...
Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın idrak edilec...
Geçen gün birkaç fizikçi arkadaş oturuyoruz; maksat muhabbet olsun, iki lafın belini kıralım diye... 35 yıllık arkadaşlar yine bir aradayız. Her birimiz ayrı yerlere ve apayrı işlere savrulduk. Belki de savrulmak zorunda kaldık da diyebiliriz. Sanırım içlerinde en kıt kafalı mı dersiniz, en inatçı mı dersiniz, işte bir türlü fizikten kopamayan bir ben varım herhalde.
Neyse, gelsin kahveler, çaylar derken, içimizden polis olan bir fizikçi arkadaşımıza takılıp duruyor diğer arkadaş, “Sen niye polis oldun yahu?” diye az biraz dokunduruyor sözüm ona... Fakat her nedense, polis olan arkadaşımız biraz fazla mı alıngan oldu o gün, ya da artık bıktı usandı mı bu “neden polis oldun” muhabbetinden, tam da bilemedim! Birden çıkışmasın mı: “Bana baksana sen, senin gibi çalışmayıp koca parası yiyeceğime, elimden gelen bu kadardı ve polis oldum!” demesin mi!
Birden masada buz kesti, herkesin yüzü... Sonra hemen aklımdaki iki güzel polis hikâyesini anlatarak ortamı tatlıya bağlamaya çalıştım. Çünkü Ankara Ulus’un göbeğinde trafik çok yoğunken, aniden arabanın ön sağ tekerinin bizim arabadan ayrılıp, bağımsızlığını ilan ettiği o anlarda çok korkmuştum! Arabanın ön tekeri bir yana, araba diğer yana sürüklenirken, çaresizliğime yetişen Ulus’taki polis abiler iyi ki vardı... O kadar zor ve çaresiz bir anımdı ki, bırakın arabanın içindeki bize bir şey olmasını, yoğun trafikte birine çarparak, başkasının gözündeki yaşın sebebi olmamak için bildiğim bütün duaları okuyordum neredeyse... Çünkü bilemezsin, eğer gider başka bir arabaya çarparsam, belki çarptığım arabadaki kişi evlerinin tek çocuğudur. Belki ana babası yıllarca o evlada sahip olabilmek için çırpınmıştır. Ya da ne bileyim, belki küçük çocukları olan, işinden evine ve çocuklarına gitmeye çalışan biridir...
Neyse ki o gün, Ankara Ulus polis noktasından imdadıma yetişen polisler sayesinde, kimsenin gözünde bir damla yaş olmadı; bu arabadan ayrılıp alıp başını giden ön teker yüzünden...
Oysa birkaç gün öncesinde, neredeyse aynı yerde, yol ortasında “çok güvendiğim dağlara kar yağmıştı” ve yine kalakalmıştım bir başıma, çaresizlikle. O yüzden fiilen de, beni hiç tanımasa da, bir vatandaş olarak zor anımda yol ortasında bırakmayan polis abimiz için bir teşekkür dilekçesi de yazmıştım Emniyet Genel Müdürlüğü’ne... Ne güzel, sonrasında öğrendim ki polis abimiz, hayatımıza dokunan o güzel yardımları için Yılın Polisi Ödülü de almış...
Ve gelelim yıllar sonra bir fizik kongresi için vardığımız Las Vegas’taki polis arabasının yanına. Aslında o gün, kongre kapanış konuşmasından sonra, “Bu sefer kaldığımız yere yürüyerek gideriz, nasıl olsa, şunun şurasında otel de az ileride gözüküyor,” diye başladık yürümeye. Arkadaş, yürü babam yürü... Mübarek, biz yürüdükçe kaldığımız otel de bizden daha da uzaklaşır oldu. Sonra bir de ne görelim! Yürümeye başladığımız yerden sapmışız Las Vegas’ın arka sokaklarına. Hava da kararmış ve hâlâ otele hiç de yakın değiliz.
Aslında benim gibi tabana kuvvet yürümeyi seven biri için yol yürümek mesele değil de, bilinmeyen güzergâh, yolların köprü altına inmesi ve sonra yakınlaşırken tekrar uzaklaşan otel ve çetrefilli yollarda, şimdi nasıl şu köprüyü aşıp öteki yola yürürüz bilemedik. Bir de sözüm ona buraları iyi bildiğini söyleyen, ama biz yolda kaybolunca nasıl yapacağını bilemediği için bizi de büsbütün panikleten bir rehber arkadaşımız var…
Baktım olacak gibi değil, ileride bir polis arabası ilişti gözüme. Arkadaşlara dedim ki: “Şu polis arabasına doğru yürüyüp yardım isteyelim, öyle ya! Ne yol biliyoruz ne yordam, ne yana dönsek karanlık ve dönüp duran aynı köprü altına geldiğimiz yollar...” Hemen rehberliğimizi yapan arkadaş atıldı: “Yahu Demet, deli misin? Polisin yanına gitme bile! Burası sizin ülkeniz Türkiye değil yahu! Las Vegas! Polis otosuna gece vakti yaklaşmak bile uygun olmayabilir!”
Hay senin rehberliğine arkadaş! dedim içimden, ama kendisine bir şey demedim. Çünkü hepimizin ayaklarına kara sular indi zaten, dön dolaş aynı yerde... Malum, yola çıkınca “Hepsi senin beceriksizliğin yüzünden,” diye arkadaşı suçlamak da olmaz!
Polis arabasına varınca, burada kongreye geldiğimizi ve şurada bir otel olduğunu, uzakta; gidemesek de, göremesek de o otel bizim otelimizdi gibi bir şeyler söylemek istedim! Hemen polis arabasından inen polisler, “Atlayın, size kaldığınız otele götürelim!” demesin mi! Bizim rehber hepimizden çok şok oldu ve dedi ki: “Son 30 yıldır Amerika’da yaşıyorum, ömrümde bir kez bile polis arabasıyla otele bırakılabileceğimi düşünmedim!”
Demek ki şu hayatta en önemli zenginliğimiz, insan olabilmemiz! Yolda kalmışsa, yolunu şaşırmışsa bir insanlık yapabilmemiz... Öyleyse insanlığımız; bulunduğumuz yerden, zamandan, mekândan ve konuştuğumuz dilden, inandığımız değerlerden, yaptığımız işten yani sahip olduğumuz her şeyden bağımsız olarak, sadece birine bir insanlık yaptığımız ölçüde güzel ve değerli olsa gerek...
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.