Üsküdar’da Siyasi Gerilim
Üsküdar’da Siyasi Gerilim
20:05İyiliği Kadraja Taşımak
İyiliği Kadraja Taşımak
11:47Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık...
Silah Taşıma Ruhsatı Başvurusunda En Sık Yapılan 7...
21:58Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın id...
Mevlid Kandili için geri sayım: Yarın idrak edilec...
O gün, çok sevdiğim bir arkadaşımla beraber bir çay bahçesine gidip simit, peynir ve çay eşliğinde güzel bir gün geçirmek istedik. Arkadaşım, geç yaşta evlenmeyi tercih etmiş ve 40’lı yaşlarına yakın, şeker mi şeker bir kız çocuğu sahibi olmuştu. O gün bu tatlı mı tatlı küçük hanım, havanın güzelliğini fırsat bilip çay bahçesinde adım atmadık yer bırakmadı. Ancak arkadaşımın, etraftaki insanlara bakıp neden sürekli homurdandığını başlangıçta anlayamadım. Meğer parkta oturan insanların hiçbiri kızına “Ayyy, ne kadar tatlı, ne kadar güzel bir çocuk” dememişmiş! Üstelik bunun için ciddi ciddi parkta oturanlara sinirleniyor, onlara içerliyordu.
Evladı gerçekten çok güzel mi? Evet, hem de çok güzel. Ama gel gelelim, orada oturanların dünyası onun kızının ne kadar tatlı olduğu üzerine dönmüyor. Kimse onun çocuğuna ilgi göstermek zorunda değil. Eğer arkadaşım 40 yaşında olmasına rağmen bunu bilmiyorsa, yetiştirdiği çocuktan ne hayır gelir?
Bir başka samimi arkadaşımın ergenlik çağındaki kızıyla yaşadığı sorunlardan sürekli şikâyet ettiğini duydum. Arkadaşım bir gün rica etti: “Yahu Demet, al götür benim kızı yanına. Çok kötü ana-kız ilişkimiz var, biraz yanında kalsın belki ona iyi gelirsin” dedi. Kırmak istemedim ve kabul ettim. Kızını aldım, bizim eve getirdim. Ama eve gelir gelmez kız telefonuna sarıldı ve annesine sürekli şikâyet etmeye başladı: “Anne, yolda şu oldu. Anne, Demet teyzeye şunu söyledim, duymadı. Anne, buraya geldim, böyle böyle oldu...”
Arkadaşımın kızının her dakika elinde telefonla annesine memnuniyetsizliklerini dile getirmesi, beni gerçekten şaşırttı. Arkadaşım olacak kişi de, kızının bizim evden beni şikâyet etmesine çanak tutmuş gibiydi. Yahu, desene kızına: “Misafir olduğun evden şikâyet edilmez, çok ayıp!”
İçimden ne mi geçti? Arkadaşımı arayıp “Senin kızını bu hale getiren sensin!” demek istedim. Ama susmayı tercih ettim. Sonunda kıza dedim ki: “Hadi kızım, evladım, yallah! Yarın seni evine geri götürüyorum.”
Yakın bir komşum, oğlunun evin içinde hiçbir işe elini sürmemesinden şikâyet ediyordu. Oğlana neden böyle yaptığını sordum. Bana ne dedi biliyor musunuz? “Doğmuşum ya, varım ya! Daha ne yapayım ki!”
Vay, vay, vay… Öyle iki abladan sonra ille de erkek çocuk olsun diye beklenmiş, sonra da “sen kralsın” muamelesi görmüş ki, kendini “var olmam yeter” noktasına getirmiş. Bu durum, çocukların ev içinde sorumluluk almaktan kaçınmasına neden oluyor.
Geçen gün laboratuvarda oturuyorduk. Yaşını başını almış, fizik profesörü olan bir kadın hocamızın telefonu çaldı. Torunu arıyordu. Hocamız içten bir şekilde telefonu açtı, ancak torunu ninesine “Neredesin sen yaaaaa!” diye ters bir şekilde çıkıştı. Orada oturan herkes, torunun şaka yaptığını sandı.
Biz “Ay canım, ne şirin, babaannesini çok seviyor” derken, telefondaki torun daha da agresifleşerek “Niye açmıyorsun ya telefonları? On kere mi arayacağım seni, ha?” diye bağırmaya başladı. Fizik profesörü olan kadın, torununun bu çıkışı karşısında mahcup oldu ve sürekli açıklama yapmaya çalıştı; hastanede olduğu için telefona bakamadığını söyledi.
Yahu ne biçim ninesin sen? “Bana böyle konuşamazsın!” desene! Hocam neden toruna bir nasihat olsun diye “Evladım, bana yaptığın gibi hiçbir büyüğüne saygısız şekilde konuşma” demediniz diye sorduk. Hocamız, “Ben toruna ağır duygular yüklemeyeyim, anası babası bana kızar” diye cevap verdi.
Bizim aile yapımız, ataerkil aile düzeninden “çocuk merkezli” aile düzenine geçti. Yani mealen, evimizdeki küçük dünyada başlar ayak, ayaklar baş oldu. Peki, bunu kim yaptı? Hemen suçu başkasında arıyoruz değil mi?
Ana baba olarak bizler sütten çıkmış ak kaşık mıyız? Çocuklarımıza “ye, iç, ders, tuvalet” dışında evde bir sorumluluk verdik mi? Yiyip içip enerjisini boşaltamayan çocuklar, ekran karşısında oyun kazanamayınca sinir krizi geçiriyor.
Öğretmenlerimiz de “Aman şu öğrenci ve velisi başıma bela olmasın” diye öğrencilerden ve velilerden korkar hale geldi. Bu durum, çocukların kontrolsüz bir şekilde büyümesine ve saygı kavramından uzaklaşmasına neden oluyor.
Bırakalım dünyayı kurtarmak için sosyal mecralarda paylaştığımız on numara, beş yıldız özlü sözleri. Kendi evimizdeki küçük dünyamızı yeniden yapılandırmaya hemen başlamalıyız.
Şimdi, hiç vakit kaybetmeden çocuklarımıza şunu öğretmeliyiz:
“Çocuk olarak senden bir yaş büyüğe bile saygı göstermek zorundasın. Hiç kimseye asla zarar veremezsin.”
Yoksa yaptıkların ve yapacakların, ilk önce seni, sonra bizim ailemizi ve anne babanı vuracak. Suça meyilli bireyleri sadece “panik butonuna” basarak durduramayız. Allah aşkına, ana baba olarak bizler çocuklarımızı “korkusuz yetişsinler” diye prens ve prenses gibi tepemize çıkarmayalım.
Ailemizde çok açık ve net bir duruş sergilemeliyiz. Her gün kapıdan çıkmadan tekrar tekrar söylemeliyiz:
“Kim şiddet uygularsa, kendisine ve ailesine tüm ömür boyu çok ağır sonuçları olur. Toplum ve yasalar bunu affetmez.”
Ana baba olarak bizler, çocuklarımızı doğru yönlendirme sorumluluğunu taşıyoruz. Onlara saygıyı, sevgiyi ve sorumluluğu öğretmek bizim görevimiz. Eğer bu görevimizi yerine getirmezsek, toplumda saygısız, şiddete meyilli bireyler yetiştirmiş oluruz.
Çocuklarımızı prens ve prenses gibi yetiştirmek yerine, onlara insan olmanın ve toplum içinde nasıl davranılması gerektiğinin önemini anlatmalıyız. Şiddetin hiçbir zaman çözüm olmadığını, aksine daha büyük sorunlar doğurduğunu her fırsatta dile getirmeliyiz.
Unutmayın, çocuklarınıza öğreteceğiniz en büyük ders şu olmalı:
“Şiddet uygularsan, sonuçları sadece karşı tarafı değil, seni ve aileni de vurur. Yasalar ve toplum bunu affetmez.”
Hadi, hep birlikte ailemizdeki küçük dünyayı yeniden yapılandıralım. Çocuklarımızı sevgi dolu, saygılı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirelim. Çünkü gelecek, onların ellerinde şekillenecek.
Sevin, sevilin.
Kalın sağlıcakla!
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.