Randevizyon'dan Tırnak Salonlarına Özel
Randevizyon'dan Tırnak Salonlarına Özel
10:58Dadaşlar Diyarından Yalova'ya Cumhuriyet...
Dadaşlar Diyarından Yalova'ya Cumhuriyet Kadınları...
08:27Turizmde Tarihi Adım
Turizmde Tarihi Adım
18:27Iğdır'ın Gururu Cengiz Kerem Gökçe, Türk...
Iğdır'ın Gururu Cengiz Kerem Gökçe, Türkiye Şampiy...
Uzun yıllar önce hayat yolum, dördüncü kattaki onkoloji koridorlarına düşmüştü.
Bu öyle bir ziyaret ve yolculuktu ki aslında, hayat adeta kafama altın harflerle “Onkoloji-Okulum” yazılı bir tabela çaktı! Gecenin sessizliğini bölen feryatlar vardı. Bu dünyadan biletini alıp, hastane odasındaki misafirliği biten hastalar için, geride bazen gecenin üçünde acı dolu ağıtlar olurdu… Giden yolcular sessiz, geride kalanlar yitip gidenlere yanık. Aslında giden için mi zor, geride kalan için mi? Herhalde her ikisi için de.
Ama bana kalırsa, gidenler sadece sırasını savdı. Eğer bugün ölmediksek, hâlâ hayatta ve ayakta isek, bir gün gelecek, biz de giden yolcu kısmından veda edeceğiz bu hayata… Yaptığımız her bir güzellik veya tam tersi, sövdüklerimiz, kızdıklarımız, küstüklerimiz tarih olacak… Ve üstelik bir ya da hadi bilemedin iki nesil sonra, bizim ismimiz bile tarih olacak…
Yahu, içimiz karardı, yok mu bir güzellik yazacağın, derseniz! Hayat bana bir güzellik olsun diye, bu sefer de yıllar sonraki hastane sebebi ziyaretimde, “Nöroloji Okulum” yazılı bir tabela daha çaktı kafama.
Sanırım, bugününden, içinde bulunduğu durumdan şikâyetçi olanlar, hastane odalarında nefesleri ve nabızları bir durup bir atan bir hasta ya da yürekleri ağzında gezen bir hasta veya hasta yakını olmadıkları için ne kadar şükretseler az. Bugün size yürüyüp gelen ayaklarım ve size yazan ellerim için de ne kadar şükretsem az… Ya adımlarımla varıp gelemeseydim, ya kalemi tutup yazamasaydım…
Çünkü şu koltuktan öbür koltuğa geçmeyi büyük başarı sayan Hatice Hanım’ı yazmıştım size… Analı kızlı çorbası gibi etti bizi nöroloji koridorları bu sefer… Ama annem, hayatımın bütün anlarındaki hatıralarımda olduğu gibi, yine çok güzeldi bu zorlu ölüm kalım kulvarında… Yine güler yüzlü, yine çok makul ve olgun, evet, yine çok ama çok kalenderdi! Onu bildim bileli, her zaman olduğu gibi!
Ve sonra usulca kulağıma eğilip, Azrail’den bir isteği olduğunu fısıldadı: “Demet’im, kızım! Güler yüzlü bir Azrail isterim.” Annem, sana dünyalarım feda.
Anneciğime göre hastalar ölmüyor, eceli gelen ölüyordu ve ölüm anı gelip çatmış bile olsa, güler yüzlü bir çehreydi annemin düşündüğü…
Hayat ne garip, bazen belki de ne kadar da değiştiremeyeceğimiz, aslında açık açık kabul etmemiz gereken şeyler için surat asıp, gereksiz bir çaba ile boşu boşuna bazen kendimizi de, hayatımızı da heba ediyoruz. Oysa olmuyorsa olmuyor! Hatta bazen oldurmayan kadere şükrettiğiniz de oldu mu?
Bazen acele ediyoruz ve belki de ısrar ediyoruz. Oysa söylemek ama ısrar etmemek, istemek ama karşımızdaki kişinin kapasitesi ölçüsünde, bizim isteğimize cevap verebileceğini kabule geçmemiz gerekiyor herhâlde.
Çok üstelememek, oluruna bırakmak ve su akar yolunu bulur misali, çok da kontrol manyağı olup bir şeyleri eğri büğrü diye çok da düzeltmeye çalışmamak da iyi olabilir. Çünkü bazen çok da düzeltmek istedikçe, büsbütün elindekinden de olup, kırıp dökebiliyor insan.
Şimdi kalbimdeki ve beynimdeki tabelada şu yazılı: “Ne isen, nasıl istersen, öyle olsun hayatta…” Tartışırsak, senin dediğin gibi yapalım ve bozuşursak, bu tamamen benim eşekliğim. Çünkü atomu parçalayıp Amerika’yı yeniden keşfedecek değiliz. Altı üstü, bir insan kalabilmek.
Ama O çaldı çırptı, ama O haksızlık etti, ama O yalan söyledi, ama O… diye uzayıp giden cümleler için; ya da ben akım, O kara! Desek bile, herkes için tahsilatlar yakın ve Azrail kol geziyor; genç ya da yaşlı, hasta ya da sağlam, bugün ya da bir gün, annem ya da birimiz…
Eğer kötü giden düzene bir özlü söz de biz sallayacaksak eğer, “Neye çare, neye çözüm olacak?” bu dediğim diye düşünüp, öyle ya! Lafla peynir gemisi yürümüyor. Eh, kuru kuru “kurbanın olayım” ile de karın doymuyor. Dua ve iyi dilekler de yetmiyor.
Şimdi vakit, en yakın dairemizden başlayarak, somut, elle tutulur, gözle görülür; yani sadece manevi değil, maddi olarak da elimizi taşın altına koyup inisiyatif alma vakti. Komşumuz, kardeşimiz veya bir dostumuz için… Ya da her kim içinse…
“Ama ben çok küstüm, ama ben çok kırıldım, ama ben çok kızdım, ama bende elde avuçta yok,” deme lüksümüz yok. Ha gayret… Çünkü Azrail bizi de dansa kaldıracak, bugün ya da bir gün.
18.10.2026 - 18:58
29.09.2026 - 00:02
20.09.2026 - 21:04
13.09.2026 - 08:56
07.09.2026 - 22:08
27.08.2026 - 06:20
17.08.2026 - 23:53
09.08.2026 - 17:50
03.08.2026 - 23:07
25.07.2026 - 21:37
19.07.2026 - 23:51
15.07.2026 - 17:17
06.07.2026 - 00:13
29.06.2026 - 10:31
23.06.2026 - 10:55
15.06.2026 - 22:35
09.06.2026 - 14:21
02.06.2026 - 19:30
25.05.2026 - 16:52
19.05.2026 - 08:03
11.05.2026 - 10:44
04.05.2026 - 08:17
28.04.2026 - 09:15
19.04.2026 - 12:36
12.04.2026 - 21:37
05.04.2026 - 16:39
29.03.2026 - 23:11
24.03.2026 - 11:35
15.03.2026 - 22:24
08.03.2026 - 22:59
01.03.2026 - 10:37
22.02.2026 - 22:46
15.02.2026 - 21:23
09.02.2026 - 04:59
03.02.2026 - 14:23
23.01.2026 - 10:33
18.01.2026 - 13:53
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.