--°C --
Son Dakika
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
Kıskançlığı Anlamaya Çalışmak

Çocuğun İçindeki “Beni Hala Seviyor musun?” Sorusu

Bir çocuk çoğu zaman “kıskanıyorum” demez. Adı üstünde, çocuk. Ama davranışları her şeyi anlatır: Oyuncağını birden fırlatır, kardeşini iter, arkadaşına surat asar, sebepsiz yere ağlamaya başlar ya da bir anda bebek gibi konuşmaya döner. Biz büyükler ise sıklıkla şöyle tepki veririz: “Bu kadar kıskanç olma!” Oysa mesele sadece kıskançlık değildir. Mesele, çocuğun yüreğinde yankılanan o derin sorulardır: “Acaba artık sevilmiyor muyum? Yeterince değerli miyim? Yerim değişiyor mu?”

Kıskançlık, çocuklar için son derece doğal bir duygudur. Sadece kardeşler arasında değil; öğretmenin başka bir öğrenciyle daha fazla ilgilenmesi, en yakın arkadaşının başkasıyla oynaması ya da yeni bir bebeğin eve gelmesi… Hepsi çocuğa aynı mesajı verebilir: “Sevgim azalıyor mu?” Çünkü çocuğun dünyasında sevgi, sınırsız bir kuyu gibi değildir. Paylaşıldıkça azalıyor gibi hissedilir. Bu his, onun için gerçek bir kayıp korkusuna dönüşür.

Kıskançlık yaşayan çocuk hırçınlaşabilir, zarar verebilir, sürekli dikkat çekmeye çalışabilir veya bebeksi davranışlara dönebilir. Bunlar şımarıklık değildir. Bunlar, “Beni gör, beni anla, beni unutma” diye haykıran bir ihtiyacın dışa vurumudur. En büyük hatamız ise kıyaslamaktır. “Bak kardeşin ne kadar uslu”, “Arkadaşın senden daha başarılı” gibi sözler, çocuğun kalbini derinden incitir. Kendini değerli hissetmek yerine bir yarışın içinde bulur kendini. Oysa çocuklar yarışmak istemez; görülmek, kabul edilmek ve koşulsuz sevilmek ister.

Peki ebeveynler olarak ne yapabiliriz? İşte küçük ama çok etkili adımlar:

  1. Duyguyu kabul edin: “Kıskanman çok normal, ben de olsam aynı şeyi hissedebilirdim” demek, çocuğa yalnız olmadığını hissettirir. Duyguyu isimlendirmek, onu yatıştırmanın ilk yoludur.

  2. Kıyaslamayı bırakın: Her çocuk kendine özgüdür. Birini diğerine örnek göstermek yerine, her birinin kendi ışığını görmeye çalışın.

  3. Özel zaman ayırın: Günde sadece 10-15 dakika bile olsa, telefonu kenara koyup tamamen ona odaklanın. “Sadece seninle zaman geçirmek istiyorum” mesajı, sevgiyi yeniden doldurur.

  4. Sevginizi hem sözle hem davranışla ifade edin: “Seni seviyorum” cümlesini sıkça kullanın. Ama asıl önemlisi, o cümleyi eylemlerle desteklemek: Sarılmak, dinlemek, birlikte oyun oynamak.

  5. Davranışın altına bakın: Gördüğünüz sadece bir öfke patlaması ya da ağlama değildir; altında yatan ihtiyaçtır. “Dikkatimi istiyorsun, değil mi?” diye içinden çevirip o ihtiyacı karşılamaya çalışın.

Kıskançlık bir sorun değil, bir işarettir. “Beni de sev”, “Beni de gör”, “Beni unutma” diyen bir işaret. Unutmayalım: Bir çocuk için en önemli şey kusursuz olmak değildir. En önemli şey, ne yaparsa yapsın koşulsuz sevilmek ve güvende hissetmektir.

Sevgi deposu boşaldığında kıskançlık devreye girer. Bizim görevimiz o depoyu ceza ile değil, anlayış, yakınlık ve samimi zamanla yeniden doldurmaktır. Çünkü çocuk büyürken en çok ihtiyacı olan şey, “Buradayım, seni görüyorum ve seni seviyorum” mesajıdır. Bu mesajı verdiğimizde, kıskançlık da zamanla yerini güvene bırakır.

Yazan Emine Çavuş

Düzenleyen Mustafa Camuzcu

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(0 Yorum)
Yorumları sırala

Henüz yorum yok

Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !