Gülistan Doku Dosyasında Karanlık Ağ Çöz...
Gülistan Doku Dosyasında Karanlık Ağ Çözülüyor
16:05Hak Arayan Madencilere Başkentte Gözaltı
Hak Arayan Madencilere Başkentte Gözaltı
18:12Ortadoğu'da Sahada Gerilim, Masada Müzak...
Ortadoğu'da Sahada Gerilim, Masada Müzakere
14:57Lübnan'da Ateşkes Gölgesinde Kanlı Bilan...
Lübnan'da Ateşkes Gölgesinde Kanlı Bilanço
Gülistan Doku cinayeti soruşturmasında dijital örtü ağı çökertiliyor; eski vali ve bürokrasinin karıştığı kumpas aydınlatılıyor.
Kerem BATU
EDİTÖR
Giriş: 25.04.2026 - 13:09
Güncelleme: 25.04.2026 - 13:09
Tunceli'de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku, aradan geçen 6 yılın ardından Türkiye'nin en büyük adli ve bürokratik skandallarından birine dönüştü. Yıllarca basit bir "intihar" vakası gibi gösterilmeye çalışılan olayın ardında; cinayet, cinsel saldırı ve kamu biriminin organize ettiği bir delil karartma operasyonunun yattığı ortaya çıktı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derinleştirilen ve aralarında dönemin mülki amirlerinin bulunduğu 12 kişinin tutuklandığı soruşturma; valiyi, emniyet mensuplarını, hastaneyi ve dönem tepe siyasetçilerini kapsayan sarsıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor.

Soruşturmanın en kritik ayaklarından birini, delillerin nasıl profesyonelce yok edildiği oluşturmaktadır. Tunceli Devlet Hastanesi bilgi işlem personeli BY ve YE'nin toplanmaları, dijital örtbasın değerlendirmeleri niteliğindedir. Tutuklanan eski başhekim Çağdaş Özdemir'in savcılığındaki ifadesinde “Kayıt tescili Yücel Bey yapar” şeklinde itirafta bulunduğu, Gülistan Doku'nun kaybolmasından hemen önce (31 Aralık 2019) yaptığı giriş kayıtlarına nasıl müdahale edildiğini aydınlattı. POLNET departmanı hastane giriş biriminin tamamlanmasına rağmen, hastanede verinin sadece o güne ait bilgilerin silinmiş olması ve Doku'nun cep telefonu ile sosyal medya yazışmalarının eski polisler tarafından yok edilmesi, planlı bir karartma eylemi olduğunu kanıtlamış gibi görünüyor.

Kamuoyunda zaman zaman adı "Mustafa Sonay Türkel" olarak yanlış telaffuz edilen dosyanın en can alıcı şüphelisi, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in 20 yaşındaki oğlu Mustafa Türkay Sonel'dir. "Nitelikli kasten öldürme" ve "cinsel saldırı" suçlamalarıyla tutuklanan Mustafa Türkay Sonel, savcılık ifadesinde Gülistan'ı hiç tanımadığını ve hayatı boyunca hiçbir ateşli silaha sahip olmadığını iddia ediyor. Ancak dosyaya giren, kamuflaj kıyafetleriyle ve uzun sistemli silahlarla çekilen fotoğraflar, ayrıca otomobilin bagajını cephaneliğe çevirdiğine dair bulgular, merkezdeki bağlantıları doğrudan ifşa ediyor gibi görünüyor.

Mustafa Türkay Sonel'in karıştığı en sarsıcı olay ise cinayet mahallindeki ulaşım aracıyla ilgili akıl almaz kumpastır. Kaybolduğu gün şüphelilerin bölgesinde bulunan BMW marka aracını kaybetmesine izin vermek için film gibi bir yola başvuruldu. Tuncay Sonel ve o dönemdeki diğer şahıslar, aracı hızla satıp elden çıkarmış, bunun yerine aynı renk, aynı marka ve aynı modelde yeni bir araç satın alarak eski plakanın bu araca alınmasını sağlanmış. Cinayetin işlendiği ve Gülistan'ın taşındığı iddia edilen asıl araç, savcılık talimatıyla bulunarak İstanbul'a getirildi. Araçta şu an Gülistan Doku'ya ait DNA izi aranıyor.

Meclis tutanaklarının tutulduğu, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında net ve korumacı bir ilişki olduğu kanıtlıyor. Gülistan Doku'nun kaybolmasının ardından valilik ve emniyet üzerindeki şüpheler artarken, Süleyman Soylu TBMM'de yaptığı konuşmalarda Tuncay Sonel'i çok sert ifadelerle savundu.
Bugün Tuncay Sonel'in bizzat "suç delillerini yok etme ve gizleme" suçlamasıyla tutuklanmış olması, bu siyasi kalkanın ne amaca hizmet ettiğini tarihsel bir vesika olarak ortaya koyuyor gibi görünüyor.

Gülistan Doku vakası, mülki idare amirleri, güvenlik güçleri ve sağlık çalışanlarının bir bölümünün payına düşen bir güç yangını ve suç ağını ortaya koyuyor. Ailenin yıllar süren adalet nöbeti ve yeni atanan başsavcılığın HTS kayıtları, KGYS bölümleri ile dijital kurtarma çalışmaları sayesinde sahte olanlar çökmüş, gizli tanık tutanaklarıyla soruşturma cinayet boyutuna dönüştü. Yurtta kaçan kilit şüphelilerden Umut Altaş için ilan edilen uluslararası kırmızı bülten ve Adalet Bakanlığı'nın "Cesedin bulunamaması cinayeti ortadan kaldırmaz" şeklindeki Yargıtay içtihadı hatırlatması, adaletin er ya da geç tecelli gücünün en somut göstergesi olarak yorumlanıyor. Ancak olayın olduğu dönemler de kendisinin Adalet Başkan Yardımıcısı olarak görev yapıyor olması bu dönemlerde olayın çözülmesi yönünde adımların atılmamış olmasıda kafaları karıştırıyor.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir