Gülistan Doku Dosyasında Karanlık Ağ Çöz...
Gülistan Doku Dosyasında Karanlık Ağ Çözülüyor
16:05Hak Arayan Madencilere Başkentte Gözaltı
Hak Arayan Madencilere Başkentte Gözaltı
18:12Ortadoğu'da Sahada Gerilim, Masada Müzak...
Ortadoğu'da Sahada Gerilim, Masada Müzakere
14:57Lübnan'da Ateşkes Gölgesinde Kanlı Bilan...
Lübnan'da Ateşkes Gölgesinde Kanlı Bilanço
Kiel Enstitüsü raporuna göre Trump'ın gümrük vergilerinin maliyetinin %96'sını ihracatçı ülkeler değil, doğrudan ABD'li ithalatçılar ve tüketiciler ödüyor.
Kerem BATU
EDİTÖR
Giriş: 20.01.2026 - 11:43
Güncelleme: 20.01.2026 - 11:43
ABD Başkanı Donald Trump’ın "Önce Amerika" mottosuyla küresel ticarette başlattığı ve ikinci döneminde daha da sertleştirdiği gümrük vergisi (tarife) politikalarının ekonomik bilançosu netleşmeye başladı. Almanya merkezli saygın düşünce kuruluşu Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) tarafından yayımlanan çarpıcı bir araştırma, Beyaz Saray’ın söylemleriyle sokaktaki ekonomik gerçekliğin taban tabana zıt olduğunu ortaya koydu. Rapora göre, hedeflenen ülkelerin ödemesi planlanan vergi yükünün yüzde 96'sı, aslında ABD’li ithalatçılar ve nihai tüketiciler tarafından karşılanıyor.
Küresel ticaretin dinamiklerini derinden sarsan "tarife savaşları", ekonomi literatürüne yeni bir vaka analizi olarak girmeye hazırlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyalarından bu yana gümrük vergilerini, Çin ve Avrupa Birliği başta olmak üzere dış ticaret açıklarını kapatmak ve Amerikan sanayisini korumak için en güçlü silahı olarak nitelendiriyordu. Trump’ın sık sık dile getirdiği "Vergileri biz değil, onlar ödüyor" tezi, Kiel Enstitüsü’nün son raporuyla büyük bir darbe aldı.
Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün veriye dayalı kapsamlı araştırması, gümrük duvarlarının maliyet dağılımını mercek altına aldı. Araştırma sonuçları, Washington’daki politika yapıcıları rahatsız edecek türden. Verilere göre, ABD gümrüklerinde tahsil edilen ek vergilerin maliyeti, ürünleri ihraç eden yabancı şirketler tarafından absorbe edilmiyor. Aksine, bu maliyetin neredeyse tamamı (%96), tedarik zinciri üzerinden ABD ekonomisine geri dönüyor.
Bu durum pratikte şu anlama geliyor: Yabancı üreticiler, ABD’ye sattıkları ürünlerin fiyatlarını vergi oranında düşürmüyor. Dolayısıyla vergi, gümrük kapısında ABD’li ithalatçı firma tarafından ödeniyor. İthalatçı firma ise artan maliyeti kendi kar marjından düşmek yerine, zincirleme bir etkiyle toptancıya, perakendeciye ve en sonunda market raflarındaki etikete yansıtıyor.
Raporun işaret ettiği en kritik noktalardan biri, bu politikaların ABD iç piyasasında yarattığı enflasyonist baskı. Uzmanlar, tarifelerin aslında Amerikan halkına uygulanmış "dolaylı bir tüketim vergisi" gibi işlediğine dikkat çekiyor.
Özellikle elektronik, otomotiv parçaları, ham madde ve tekstil gibi ithalata dayalı sektörlerde maliyet artışları kaçınılmaz hale geliyor. Bir Amerikalı tüketici, Trump’ın "Çin’e ceza" olarak sunduğu tarifeler nedeniyle, aldığı çamaşır makinesine, bilgisayara veya otomobile daha fazla para ödemek zorunda kalıyor. Kiel Enstitüsü uzmanları, bu durumun zaten hassas olan satın alma gücünü erittiğini ve yaşam maliyeti krizini derinleştirdiğini vurguluyor.
Trump yönetimi, yüksek gümrük duvarlarının Amerikan şirketlerini yerli üretime teşvik edeceğini savunuyor. Ancak rapor, bu stratejinin yan etkilerinin, beklenen faydaları gölgelediğini ima ediyor. ABD’li üreticiler de üretim süreçlerinde ihtiyaç duydukları ara malları ve ham maddeleri yurt dışından temin etmek zorunda. Çelik, alüminyum veya nadir toprak elementlerine gelen ek vergiler, Amerikan fabrikalarının üretim maliyetlerini artırarak onları küresel rekabette daha dezavantajlı bir konuma sürüklüyor. Yani, "sanayiyi koruma" kalkanı, bazı sektörler için "maliyet artışı" kılıcına dönüşüyor.
Kiel Enstitüsü’nün çalışması, sadece ABD iç piyasasını değil, küresel ticaretin genel sağlığını da ilgilendiriyor. Trump’ın tarife politikasının tek taraflı bir kazanç sağlamadığı, aksine küresel ticaret hacmini daralttığı görülüyor. Üstelik bu durum, karşı cephedeki ülkelerin (Çin, AB üyeleri, Kanada vb.) misilleme tarifeleriyle yanıt vermesine yol açarak, Amerikan tarım ve ihracat ürünlerinin de yurt dışı pazarlarını kaybetmesine neden oluyor.
Sonuç olarak, Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün raporu, popülist ekonomi politikalarının matematiksel gerçeklerle sınandığı bir belge niteliğinde. Siyaseten "yabancı ülkeleri cezalandırma" aracı olarak sunulan tarifeler, ekonomik gerçeklikte "kendi vatandaşına fatura kesme" mekanizmasına dönüşmüş durumda.
ABD’li ithalatçılar şu an yüzde 96’lık bir yükü sırtlanırken, bu yükün büyük kısmı nihai tüketiciye, yani Amerikan halkına transfer ediliyor. Uzmanlar, bu sürdürülemez döngünün, uzun vadede ABD ekonomisinde durgunluğa ve refah kaybına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Trump’ın ekonomi kurmaylarının bu verilere nasıl bir yanıt vereceği veya strateji değişikliğine gidip gitmeyeceği ise önümüzdeki günlerin en önemli tartışma konusu olacak.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir