Gülistan Doku Dosyasında Karanlık Ağ Çöz...
Gülistan Doku Dosyasında Karanlık Ağ Çözülüyor
16:05Hak Arayan Madencilere Başkentte Gözaltı
Hak Arayan Madencilere Başkentte Gözaltı
18:12Ortadoğu'da Sahada Gerilim, Masada Müzak...
Ortadoğu'da Sahada Gerilim, Masada Müzakere
14:57Lübnan'da Ateşkes Gölgesinde Kanlı Bilan...
Lübnan'da Ateşkes Gölgesinde Kanlı Bilanço
İran'dan Trump'a "800 idam" yalanlaması! Başsavcı Muvahhidi, ABD Başkanı'nın "İdamları durdurduk" iddiasını sert bir dille reddetti: "Rakamlar asılsız."
Kerem BATU
EDİTÖR
Giriş: 23.01.2026 - 20:39
Güncelleme: 23.01.2026 - 20:39
Washington ve Tahran hattında sular durulmuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, diplomatik bir zafer gibi lanse ettiği "İran, baskımız sonucu 800 kişinin idamını durdurdu" iddiasına İran yargısından tokat gibi bir cevap geldi. İran Genel Başsavcısı Muhammed Muvahhidi, Trump’ın sözlerini "psikolojik harp taktiği" olarak nitelendirerek kesin bir dille yalanladı. Muvahhidi, "Böyle bir sayı da, böyle bir geri adım da söz konusu değil" diyerek Tahran’ın yargı bağımsızlığından taviz vermeyeceğinin altını çizdi.
Dünya kamuoyu, ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya ve basın toplantılarında sıkça dile getirdiği "İran’a diz çöktürdük" söylemlerine alışkın. Ancak Trump’ın son iddiası, İran yargısının en tepesindeki isimlerden biri olan Genel Başsavcı Muhammed Muvahhidi’yi harekete geçirdi. Trump’ın, ABD’nin uyguladığı "maksimum baskı" politikaları sayesinde Tahran yönetiminin 800 mahkumun idam cezasını infaz etmekten vazgeçtiği yönündeki açıklaması, Tahran’da büyük bir öfke ve alaycı bir yaklaşımla karşılandı.
Genel Başsavcı Muvahhidi, yaptığı resmi açıklamada ABD Başkanı’nın iddialarını "temelsiz ve gülünç" olarak değerlendirdi. Muvahhidi, İran yargı sisteminin kararlarını alırken dış baskılara, tehditlere veya yabancı devlet başkanlarının açıklamalarına göre hareket etmediğini vurguladı. "Böyle bir sayı söz konusu değil" diyen Başsavcı, Trump’ın telaffuz ettiği "800" rakamının tamamen kurgusal olduğunu ve ABD iç kamuoyuna yönelik bir propaganda malzemesi olarak üretildiğini ima etti.
Muvahhidi’nin bu çıkışı, İran’ın egemenlik haklarına yönelik bir saldırı olarak gördüğü bu tür açıklamalara karşı ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Başsavcı, İran’da yargı süreçlerinin Şeriat hukuku ve ülke kanunlarına göre işlediğini belirterek, "Hiçbir yabancı güç, bizim adalet terazimize müdahale edemez. İnfazlar veya aflar, tamamen kendi iç hukuk mekanizmalarımızla belirlenir, Washington’dan gelen tweetlerle değil" mesajını verdi.
Bu polemik, aslında çok daha derin bir krizin yüzeye vuran kısmı. Uluslararası insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler, uzun süredir İran’ı "dünyada en çok idam cezası uygulayan ülkelerden biri" olmakla eleştiriyor. Trump yönetimi ise bu insan hakları karnesini, İran’a karşı uyguladığı ekonomik ve siyasi ambargoları meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanıyor.
Trump’ın "İdamları durdurdular" iddiası, aslında "Yaptırımlarımız işe yarıyor, Tahran geri adım atıyor" algısını güçlendirmeyi hedefliyor. Ancak İran, bu iddiayı yalanlayarak sadece rakamları düzeltmiyor; aynı zamanda "Bize geri adım attıramazsınız, baskılarınız yargı kararlarımızı değiştirmez" diyerek siyasi bir duruş sergiliyor. İranlı yetkililer, Batı’nın idam cezaları üzerinden yaptığı eleştirileri genellikle "İslamofobik" veya "siyasi mühendislik" olarak nitelendirip reddetme yoluna gidiyor.
Muvahhidi’nin sert reddiyesi, iki ülke arasındaki gerilimin sadece nükleer anlaşma veya bölgesel vekalet savaşları üzerinden değil, "değerler ve egemenlik" üzerinden de sürdüğünü kanıtlıyor. Tahran yönetimi, kendi tabanına "Güçlü Devlet" imajını korumak zorunda. Eğer Trump’ın iddiasını sessizlikle geçiştirselerdi, bu durum İran iç siyasetinde "ABD’ye boyun eğildi" şeklinde yorumlanabilirdi. Bu nedenle yalanlama, sadece diplomatik bir cevap değil, aynı zamanda iç politikaya yönelik bir konsolidasyon hamlesi olarak da okunmalı.
Sonuç olarak, Muhammed Muvahhidi’nin açıklamaları, Washington-Tahran hattındaki güvensizliğin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. ABD, İran’ı insan hakları ihlalleriyle sıkıştırmaya çalışırken; İran, yargı bağımsızlığı kartını öne sürerek bu hamleleri boşa çıkarmaya çalışıyor. Trump’ın "800 kişi" iddiasının asılsız olduğunun en yetkili ağızdan duyurulması, önümüzdeki günlerde ABD cephesinden yeni ve daha sert açıklamaların gelmesine neden olabilir. Bu karşılıklı restleşme, nükleer müzakerelerden bölgesel güvenliğe kadar pek çok hassas konuyu olumsuz etkileme potansiyeline sahip.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir