--°C --
Son Dakika
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
Iran ABD - İsrail Şer İttifakı Savaşı Üzerine

Savaş başlar başlamaz aklıma gelen ilk şey şuydu: Azan, kuduran mutlaka cezasını görür ve çeker. Çok geçmeden, ikinci ve üçüncü günlerde ABD'nin başına nasıl bir püsküllü bela aldığını gördük ve çark etme yollarını denemeye başladı. Demek ki, daha savaşın başlangıcında oluşan ve sosyal medyada paylaştığım düşünce doğru çıkmıştı. Düşüncemin nedeni çok basitti: Tek tek insanların ve ülkelerin kaderini çizmek genellikle kendi ellerindedir ve çoğunlukla kim azar, kendi dışındaki dünyayı yok saymaya başlarsa, çok geçmeden cezasını görür.

Oldukça tantanalı ve çokça görülmeyen hayatımda bunu defalarca gördüm ve yaşadım. Çokça öznel düşüncelerimle sizi yormadan, İran-ABD-İsrail savaşının bulunduğu durumu anlatan düşünce ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Öyle sanıyorum ki, bu savaşın İran'ın kazanması kesinleştiğinde, tüm dünya dengeleri olduğu gibi, ülkemizdeki siyasi yelpazede epey değişecektir. Şimdi aşama aşama yaşananlara bir bakalım: İran ve ABD hattındaki askeri gerilimin insani boyutu ile Amerikan iç siyasetindeki yankıları, son dönemde küresel gündemin en sıcak başlıkları haline geldi. Sahadan gelen veriler, kayıpların korkutucu boyutlara ulaştığını gösterirken, ABD’deki siyasi figürlerin ailelerinin bu süreçteki olası rolleri kamuoyunda derin bir etik ve stratejik tartışma başlatmış durumda.

İran'daki İnsani Bilanço ve Kızılay'ın Verileri

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu yetkilisi Maria Martinez, bugün yaptığı kritik açıklamada bölgedeki trajedinin boyutlarını gözler önüne serdi. İran Kızılayı tarafından paylaşılan resmi verilere göre, ABD-İsrail operasyonlarının başlangıcından bu yana İran topraklarında bin 900'den fazla kişi hayatını kaybetti. Yaralı sayısının ise en az 20 bin olduğu belirtiliyor. Tahran gibi büyük merkezlerde düzenlenen cenaze törenleri, halkın içinde bulunduğu derin yası ve öfkeyi yansıtan karelere sahne oluyor. Martinez, çatışmaların şiddetlendiği bu kaotik ortamda İran Kızılayı'nın, ülke genelinde kesintisiz hizmet veren tek ulusal insani yardım kuruluşu olarak kaldığının altını çiziyor.

CPAC Konferansı ve Barron Trump Tartışması

Savaşın cephe gerisindeki yankıları, ABD'de düzenlenen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı (CPAC) sırasında ilginç bir boyuta taşındı. MSNOW muhabiri Rosa Flores’e konuşan ve kendilerini MAGA (Make America Great Again) destekçisi olarak tanımlayan iki anne, olası bir kara harekâtı durumunda Donald Trump’ın en küçük oğlu Barron Trump’ın da orduya katılması gerektiğini savundu. Üzerlerinde "250" yazan parlak ceketlerle dikkat çeken kadınlar, kendi çocuklarının askere alınması ihtimaline rağmen başkanın İran politikasını desteklemeye devam edeceklerini ifade ettiler. Şu an 20 yaşında olan ve üniversite eğitimine devam eden Barron Trump'ın, vatanı için "doğru olanı yapacağına" inandıklarını belirten anneler, bu konudaki duruşlarının net olduğunu vurguladılar.

Zorunlu Askerlik Sistemi ve Yeni Düzenlemeler

ABD ordusu halihazırda tamamen gönüllülük esasına dayalı profesyonel bir yapıdan oluşsa da, Askerlik Sistemi (Selective Service) teorik olarak savaş durumunda askere alınabilecek erkeklerin kaydını tutmaya devam ediyor. Yasalar gereği 18-25 yaş arasındaki tüm erkeklerin bu sisteme kayıt olması zorunluyken, geçtiğimiz günlerde kabul edilen yeni bir yasa ile bu sürecin Aralık ayından itibaren otomatik hale getirilmesi planlanıyor. Vietnam Savaşı'ndan bu yana, yani 1972'den beri ABD'de fiili bir zorunlu askerlik çağrısı yapılmadı. Ancak İran ile yükselen tansiyon, bu eski tartışmayı yeniden canlandırdı. Uzmanlar, Barron Trump gibi üniversite öğrencilerinin olası bir çağrıda eğitimleri nedeniyle görevlerini erteleme hakkına sahip olabileceğini hatırlatıyor.

Siyaset ve Kamuoyu Arasındaki Yol Ayrımı

Haberde görüşlerine başvurulan annelerden biri, başlangıçta 18 yaşındaki oğlunun güvenliği nedeniyle askeri saldırılara karşı olduğunu, ancak İran'da gerçekleşen kamuya açık infaz görüntülerini izledikten sonra fikrini değiştirdiğini söylüyor. Ocak ayında ekonomik kriz protestoları sırasında asılan üç gencin yarattığı infial, bazı seçmen gruplarının savaşa olan desteğini artırmış görünüyor. Buna karşılık, Cumhuriyetçi kanattaki birçok parlamenter ve halkın büyük çoğunluğu, ABD askerlerinin doğrudan sahaya sürülmesine şiddetle karşı çıkıyor. Trump yönetimi hava ve füze operasyonlarını sürdürse de, askerlerin İran topraklarına ayak basmasına yönelik henüz resmi bir stratejik plan bulunmuyor.

2026 Yılı ve Askeri Operasyonların Etkileri

2026 yılının Mart ayı itibarıyla, İran topraklarında devam eden askeri operasyonlar küresel diplomasiyi ve insani yardım koridorlarını derinden sarsmış durumda. ABD ve İsrail tarafından yürütülen Operation Epic Fury (Destansı Öfke Operasyonu), bölgedeki güç dengelerini değiştirirken uluslararası toplumdan gelen tepkiler keskin bir kutuplaşmayı beraberinde getiriyor.

Birleşmiş Milletler ve İnsani Yardım Kuruluşlarının Raporları

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Cenevre'de yaptığı son açıklamada, çatışmaların orantısız bir şekilde sivil halkı etkilediğini vurguladı. BM verilerine göre, 28 Şubat 2026'da başlayan saldırılardan bu yana İran'da yaklaşık 3,2 milyon kişi ülke içinde yerinden edildi. ACAPS ve ReliefWeb gibi kaynaklar, 16 Mart itibarıyla teyit edilen can kaybının 1,444 olduğunu, ancak yerel kaynaklar ve İran Kızılayı'nın bu rakamı bin 900'ün üzerine çıkardığını belirtiyor. UNICEF ise özellikle çocuk ölümlerine dikkat çekerek, İran'da en az 206 çocuğun hayatını kaybettiğini raporladı.

Avrupa ve Küresel Güçlerin Bölünmüş Tepkileri

Avrupa Birliği içinde çatışmaya yönelik homojen bir duruş sergilenemiyor. Council on Foreign Relations (CFR) analizlerine göre, E3 ülkeleri olarak bilinen Fransa, Almanya ve İngiltere ikili bir strateji izliyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İran'ın misilleme saldırılarını kınarken, "göklerden rejim değişikliği" fikrine inanmadığını belirterek diplomatik çözüme vurgu yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise askeri müdahalenin uluslararası hukuk çerçevesi dışında kalmasının küresel istikrarı bozabileceği uyarısında bulundu. Buna karşılık, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, saldırıları açık bir "saldırganlık eylemi" olarak nitelendirerek operasyonların derhal durdurulması çağrısında bulundu.

Beyaz Saray'ın Stratejisi ve 15 Maddelik Plan

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, 25 Mart 2026 tarihli brifingde, ABD'nin İran'a yönelik askeri baskıyı artırmaya kararlı olduğunu ifade etti. Trump yönetiminin, Pakistan aracılığıyla Tahran'a 15 maddelik bir barış planı sunduğu, ancak İran rejiminin bu şartları kabul etmemesi durumunda saldırıların "şimdiye kadar görülmemiş bir şiddette" devam edeceği bildirildi. Operation Epic Fury kapsamında İran'ın balistik füze altyapısının %86 oranında imha edildiği savunulurken, Körfez ülkeleri (Bahreyn, Kuveyt, BAE) İran'ın sivil yerleşim yerlerine yönelik karşı saldırılarını BM Güvenlik Konseyi'nde (2817 sayılı karar) sert bir dille kınadı.

Barış Planının Temel Taşları ve Stratejik Maddeler

Taslağın en kritik maddesi, İran'ın uranyum zenginleştirme programını tamamen durdurmasını ve tüm nükleer tesislerin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimine sınırsız şekilde açılmasını şart koşuyor. Washington, bu şartın yerine getirilmesi durumunda ekonomik yaptırımların aşamalı olarak kaldırılacağını taahhüt ediyor. İkinci önemli başlık ise İran'ın bölgedeki vekil güçlerine (Hizbullah, Husiler ve Irak'taki milis gruplar) verdiği finansal ve askeri desteği tamamen kesmesi üzerine kurulu. Planda ayrıca, İsrail'in varlık hakkının tanınması ve Basra Körfezi'ndeki deniz trafiği güvenliğinin uluslararası bir konsorsiyum tarafından denetlenmesi gibi maddeler de yer alıyor.

Bölge Ekonomisindeki Derin Sarsıntı ve Petrol Piyasası

Askeri gerilim, küresel enerji piyasalarında deprem etkisi yaratmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güvenliğinin risk altına girmesiyle birlikte Brent petrolün varil fiyatı Mart 2026 itibarıyla kritik eşikleri zorluyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), tedarik zincirindeki bu aksamanın küresel enflasyonu doğrudan tetiklediği konusunda uyarıda bulundu. İran ekonomisi ise çift haneli küçülme ve hiperenflasyonla karşı karşıya. Yerel sanayi üretiminin durma noktasına gelmesi ve limanların operasyon dışı kalması, sadece İran’ı değil, komşu ülkelerin ticaret hacmini de olumsuz etkiliyor.

İnsani Koridor ve Yeniden İnşa Süreci

Planın insani boyutu, çatışmalardan etkilenen siviller için bir "Güvenli Bölge" oluşturulmasını ve bu bölgelere BM gözetiminde insani yardım ulaştırılmasını öngörüyor. Dünya Bankası, olası bir ateşkesin ardından İran'ın yıkılan altyapısının yeniden inşası için gereken maliyetin şimdiden 200 milyar doları aştığını tahmin ediyor. Diplomatik çevreler, Tahran yönetiminin bu ağır şartları kabul edip etmeyeceğinin önümüzdeki birkaç hafta içinde netleşeceğini belirtirken, bölgedeki belirsizlik en üst seviyede kalmaya devam ediyor.

Türkiye Üzerindeki Etkiler

İran-ABD arasındaki askeri gerilimin ve masadaki 15 maddelik barış planının Türkiye üzerindeki etkileri, hem jeopolitik hem de ekonomik açıdan hayati bir önem taşıyor. Ankara, çatışmanın başından bu yana itidalli bir dil kullanarak tarafları diplomasiye davet etse de, sınır komşusundaki bu büyük ölçekli istikrarsızlığın yansımaları şimdiden hissedilmeye başlandı.

Jeopolitik Güvenlik ve Göç Riski

Türkiye için en büyük risk başlıklarından birini, İran'daki iç karışıklık ve askeri operasyonlar sonucu tetiklenen göç dalgası oluşturuyor. 2026 yılının ilk çeyreğinde sınır hattındaki güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Milli Savunma Bakanlığı, doğu sınırındaki fiziki güvenlik sistemlerini ve termal izleme kapasitesini artırdığını duyurdu. Olası bir insani krizde, göçün Türkiye sınırlarına dayanması hem sosyal hem de ekonomik dengeleri zorlayabilir. Bu durum, Türkiye'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü daha kritik bir noktaya taşıyor; zira istikrarın bozulması doğrudan Türkiye'nin iç güvenliğini ilgilendiriyor.

Enerji Maliyetleri ve Ticari Koridorlar

Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithalat yoluyla karşılıyor ve İran ile yapılan doğalgaz ticareti bu denklemde stratejik bir yere sahip. Savaş nedeniyle enerji hatlarında yaşanabilecek kesintiler veya petrol fiyatlarındaki küresel artış, Türkiye'nin cari açığı ve enflasyon hedefleri üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Asya'ya açılan önemli bir ticaret kapısı olan Gürbulak Sınır Kapısı ve Esendere gibi noktalarda ticaret hacminin düşmesi, ihracatçılar için lojistik zorlukları beraberinde getiriyor. 15 maddelik barış planının başarıya ulaşması, bu ticari damarların yeniden açılması anlamına gelecek.

Bölgesel Liderlik ve Arabuluculuk Rolü

Türkiye, NATO üyesi bir müttefik olarak ABD ile ilişkilerini korurken, İran ile olan tarihi ve komşuluk bağlarını da gözetmek zorunda. Dışişleri Bakanlığı, Cenevre ve Astana süreçlerinde edindiği tecrübeyle, taraflar arasında gizli veya açık diplomasi kanallarının açık tutulması için yoğun mesai harcıyor. 15 maddelik planın uygulanması sürecinde, nükleer tesislerin denetimi veya bölgesel silahsızlanma gibi konularda Türkiye'nin bir "gözlemci" veya "garantör" olarak rol alması, uluslararası kulislerde konuşulan senaryolar arasında yer alıyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(0 Yorum)
Yorumları sırala

Henüz yorum yok

Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !